31 Temmuz 2026 Cuma

Bedihi gerçekler

Bedihi gerçekler yaratıcı tarafından fıtrata kodlanmış ayetlerdir
Vahyolunan ayetlerin vahiy oluğu bile ancak bedihiyyat ayetleriyle anlaşılabilir. Onun için Kur'an hep bedihi ayetleri kendisinin Allah'tan olduğuna kanıt sunar. Mesela Allah'ın dediğiyle yaptığıyla çelişmeyeceği bedihi ayetlerdendir. Bu ayeti Kur'an nisa 82 de gündem eder. Eğer Kur'an'da çelişki varsa Kur'an Allah'tan olamaz der. Mesela Allah'ın ortağı olamayacağına göre Allah'ın ayetinin yanına söz konamaz. Bu bedihi ayeti Kur'an casiye 6 ve hucurat 16 da gündem eder ve Allah'tan ve ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar diye sorar ve Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz diye uyarı yapar...

Bedihi gerçekler en önemli ufuktur
Eğer bir yaratan varsa ki bunda şüphe deli saçmasıdır aklı da o verdiğine göre Kitab'ı da o indirdiğine göre dinde tek delil yaratanın yarattığı evren ve indirdiği kitab'dır. Yani hayat delillerinden ve kitap sunumlarından başka dinde bir kaynak olamaz. Kitabın ispatı ise evrenden yani fıtrattan başka şeyler üzerinden olamaz. Kitab'ın kendi içinde ve yaratılışla çelişkisi hakikat için mümkün olamaz. Dinin sahibi Allah'tır ve O'nun ortağı yoktur, O'nun yarattığından ve indirdiğinden başka şeyler akıl için delil, Allah için din olamaz. Allah'ın ayetlerinden başka hiçbir şey asıl da olamaz usul da olamaz. Kendi anlama usulünü içermeyen kitap kendini ifade edebiliyor olamaz. Kendi meramını anlatmaktan aciz kitap Allah'tan vahyolunmuş olamaz. Allah'tan vahyolunmuş bir kitabın yanına rivayet ya da yorum başka bir kitap din diye asla konamaz...

Bedihi gerçekler noktasından bir bakış
Bir müslüman savaşta esir olacak eş anne ve çocuklarının düşman tarafından cariye olarak kullanılmasını fıtrat olarak kabullenemediği halde düşman kadınları için bu hakkı Müslümanlık makamında adeta kendisinin Tanrı'nın seçkin kulu olması bakışıyla kendinde görüyorsa Kur'an'dan nasiplenemez, Kur'an'ın aydınlığında olamaz, Allah'ın tanımladığı bir müslüman olamaz. Zira din fıtrattır Kur'an ise fıtratı temiz olan bilinçli duyarlılara (takvalılara) hidayettir.

Araf Suresi 27.Ey Âdemoğulları! Sakın Şeytan edep yerlerini kendilerine göstermek üzere elbiselerini soyarak anne babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de yanlışa sürüklemesin. Zira o ve kabilesi sizin kendilerini görmediğiniz cihetle sizi görür. Doğrusu biz şeytanları inanmayanların evliyası kıldık. 28.Çirkin bir iş yaptıklarında “Atalarımızı böyle bulduk, Allah böyle emretti” derler. De ki: Allah kesinlikle çirkin olanı emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? 29.De ki: Rabbim hakkaniyeti emretmiştir. Her teslimiyet durumlarında yönünüzü gereğince ifa ediniz. Dini sadece O’na has kılarak O’na çağırınız. Tıpkı sizi ilkin başlattığı üzere O’na döneceksiniz. 30.Bazılarını aydınlattı bazılarına da karanlık müstahak oldu. Onlar Allah’ın berisinde şeytanları evliya edindiler ve doğru yolda yürüdüklerini sanırlar.

Bedihiyyat olan gerçekler en net delillerdir
Eğer Allah Kur'an'ı 19'a kodlasaydı ve bunu Kur'an'ın Allah'tan olduğuna delil yapsaydı hiç tartışmaya mahal olmayacak şekilde net olarak "Biz Kur'an'ı 19'a kodladık ve bu kodu Kur'an'ın Allah'tan olduğuna delil yaptık, Kur'an'ın 19 kodunu araştırın hatta 19'a uymayan ayet yoktur, uymayanı inkar edin" derdi.

Kur'an'ı insanlığın aydınlanması üzere gönderen Allah'ın Kur'an'ı 19'a kodladığını ve bunu Kur'an'ın Allah'tan olduğuna delil yaptığını ilan etmemesi ve 19 kodunu araştırın, 19'a uymayan ayetleri Allah'a izafe etmeyin dememesi olacak şey değildir. Bu gerçeklik anlayacak olanlar için bedihi bir gerçekliktir...

Allah'ın kullarına en büyük rahmeti
Allah'ın kullarına en büyük rahmeti onları sadece kendine kul olmalar için yaratmasıdır. Çünkü sadece Allah'a kul olmak direk Allah'ın kitabına/hitabına/mesajına muhatap olmaktır hürriyettir. Başkalarının kitaplarından da kendini sorumlu kılmak kullara da kul olmaktır, şirktir, esarettir. Allah'ın, kulu için hiç razı olmadığı şey Allah’tan başka kullara da kul olmasıdır. Allah, kulunu direk muhatap alırken kulun aracılara yönelmesi sefalettir, akılsızlıktır karanlığa gömülmektir. "Allah akletmeyenleri pisliğe mahkum eder" (Yunus 100)

Kur'an'ın Allah'tan olduğuna ispat Kur'an'dır
Bir belgenin kanıtı kendisinden daha düşük seviyedeki bir belge olamaz. Bu bakımdan bir kitabın Allah kelamı olduğunun kanıtı bizzat kendisi olmak durumundadır. İspatı kendisinde olmayan hitap Allah kelamı olamaz. Zira Allah'ın sunduğu kanıttan daha sağlam bir kanıt olamaz. Kendisinin Allah kelamı olduğunu bizzat kendisi ispatlayamayan hitap Allah'ın kitabı olamaz.

Bir kitabı okumadan Allah kelamı olduğuna inanan insan olamaz. Zira aklını kullanmayanın anlaması olamaz, anlaması olmayanın insanlığı kalamaz. İnsanlığı kalmayanın inanması olamaz. İnansa da kişi anlamadığından bir rahmet bulamaz. Anlamadı diye de kimse sorumluluktan kurtulamaz.

Hâlâ Kur'an'ı anlamaya çalışmıyorlar mı? Yoksa kalplerinde kilitler mi var? Muhammed 24
Hâlâ Kur'an'ı anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer Kur'an Allah'tan başkasına ait bir söz olsaydı elbet onda birçok çelişki bulurlardı! Nisa 82
Allah pisliği akletmeyenlerde kılar. Yunus 100

Kur'an düşünecek olan için tartışmaya açıktır
Kaynağı ve mesajı noktasında hiç kimsenin diğer başkalarına dayatma yapamayacağı ve dediğinin ne olduğu noktasında tartışmanın mutlaka olacağı kitap en başta Kur'an'dır. Çünkü Kur'an kendini Allah'a izafe eder ve hitabı insanlığadır. İnsanlar ise kul olma noktasında ve mesaja muhataplık noktasında birbirlerine nazaran eşit mesafededirler. Bu yüzden herkes kendi kulluğuna ve muhataplığına bakmak ve başkalarının durumundan iştirakçilik edinmeye kalkışmamak durumundadır. Eğer bir kitap kendini Allah'a izafe ediyorsa hem bu iddianın sabit olunması ve buna tanık olunması hem de Allah'tan olduğu noktasında mesajın ne dediğinin muhatapça anlaşılmasının önemi açısından Kur'an mutlak surette tartışmaya açık bir kitap olmak durumundadır. Aksi takdirde Kur'an'da konuşan Allah olmaz, kişinin elinde Kur'an Allah'ın kılıcı olur ve Allah adına ahkam kesilip durulur ki esasen Kur'an'ın reddettiği asıl şirk durumu da budur. O takdirde netice tevhidin tam tersi olarak kitapla tezahür eden şirk olur...

Bir kitap ya da mesaj eğer Allah'tansa
Akıl derki o kitabın ifadeleri kendi sunumunda çelişik olamaz, hayatla çelişik olamaz, fıtratla ve doğayla çelişik olamaz. En önemlisi de iyiden güzelden başka bir tavsiyesi ve meşruiyeti olamaz. Allah için çirkini kötüyü meşru kılıyor düşüncesi makul olamaz. Zihni bu ilkeleri özümseyemeyen bir beyin için kitap dogma ve kötülük üretmeye alet olmaktan başka blr işe yaramaz...

Nisa Suresi
82.Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamayacaklar mı? Eğer Kur’an Allah’tan başkasına ait bir söz olsaydı elbet onda birçok çelişki bulurlardı...

Araf Suresi
28.Çirkin bir iş yaptıklarında “Atalarımızı böyle bulduk, Allah böyle emretti” derler. De ki: Allah kesinlikle çirkin olanı emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz...

Cariyelik uyduruk bir iftiradır
Allah'ın dininde değil atalar dininde vardır. Cariye kelimesi Arapçadır. Kur'an da Arapçadır. Ama Kur'an "ma meleket eyman" der cariye diye birşey demez. Zaten cariyelik denen şey Kur'an'ın dediğiyse Kur'an Allah'tan olamaz...

Cariyelik insanlık suçudur. Akıl ve Kur'an der ki Allah kötüyü çirkini emretmez iş etmez yasal etmez. Allah hakkaniyeti emreder.
Ben derim ki cariyeliği yasal kılan bir kitap imana değer bir kitap olamaz...

Akıl der ki
Okurunu tarihin sayfalarının, yaşanmışlıklarının, ihtilaflarının, yorumlarının, çıkmazlarından, mezheplerin fırkaların cenderesinden kurtaramayan, muhatabını atalar müktesebatından arındıramayan ya da o müktesebat olmadan doğruca okunamayan kitap Allah'tan olamaz. Eğer ki bu cenderede sıkışmışlık devam ediyorsa iki ihtimal vardır. Ya okur Kur'an'ı öncelemiyor müktesebatta çırpınıyordur ya da kitap Allah'tan değildir...

Akıl der ki
Eğer bir kitap Allah'tan ise o hitabın dilinde yapılan lügat tahrifatını da mutlaka kendisi deşifre edebilmek ve anlayacak olanlar için mesajı gerçek maksadıyla sunabilmek, kelimelere yapılan tahrifatı doğrultabilmek durumundadır. Kitabın delilllerinden biri de bu mucizeliği, bu derinliği ve sadeliği, bu berraklığı ve aydınlığı olmak durumundadır...

Akıl der ki
Eşarilik de bir okuma maturidilik de bir okuma. İkisi de bir pencere ikisi de bir bakış bir yorum. Bence Allah'a çağıracaklar İslam'ı anlatacaklar artık tarihin bir sayfasındaki yorumların cenderesinden kurtulmalılar ve direk olarak Allah'ın hitabından kendi edindikleri algılarıyla aydınlıklarıyla bilinçleriyle konuşmalılar, Allah'ın sunumu olan delilleri anlatmalılar...

Son zamanların moda söylemi Maturidi
Marka üzerinden din kotarmak eğilimi. Sanırsın bu dini Maturidi iyi anlatıyor da Allah kitabında iyi anlatamamış. Allah'ın kitabını anlıyorsanız anlatın, Allah'ın dediğini anlamadıysanız maturidinin dediğini ne belli anladınız. Farz edelim maturidiyi anladınız bize ne maturididen Biz Allah'ın kitabından mı maturidinin anladığından mı sorumluyuz. Maturidi doğru anladı diyorsanız Allah'ın ne dediğini anlamadan maturidinin anladığının doğru olduğunu nasıl anladınız. Yok eğer Allah'ın dediğini anladık diyorsanız dini neden Allah'tan değil de maturididen anlatırsınız ya da neden onun isminin ardına saklanarak anlatırsınız. Allah dedi diye söylediğinizde dinlemiyorlar da Maturidi markasıyla pazarlayınca prim yapıyorsa zaten muhatap kitleniz pazarlık edici ve siz bu duruma alet olucu duruma düşüyorsunuz. Çelişki çelişki çelişki...

Atalardan bulduğunla müslüman olunmaz 
Bir kitaba tanık olamadan bağlanmak ve savunmak olsa olsa atalardan bulduğuma uymak olabilir. O zaman atalardan bulduğum değişirse inanç da değişir. O zaman başka atalardan başka inanç bulan başka torunlar da en az benim kadar doğru olur... Eğer ki bir kitap Allah'tansa akla hitap etmek, akla uygun olmak, anlaşılır olmak ve yeterli olmak zorundadır. Zira Allah'ı onun verdiği akılla bilirim. Kitabı akılla okuyabilirim Akıl zemini dışında dini konuşmak abestir. Eğer ki bir kitap Allah'tan olarak yeterli olamıyorsa, anlaşılır olamıyorsa ve mutlaka ulema evliya diye birilerinin toplayacağı hadislere, yapacağı yorumlara muhtaçsa, mesaj olarak Allah'ın dinini yeterli ve anlaşılır sunamıyorsa o kitap Allah'tan olamaz. Değil bugünkü hadis müktesebatının dinde bir otoritesini konuşmak Kur'an'ı tebliğ ettiği esnada "Ben Allah'ın resulüyüm" diye ilan eden tebliğci konumdaki bir beşer Kur'an'ın yanısıra Kur'an harici olarak bunlar bunlar da dindir, ben Kur'an'ın doğru anlaşılması için dini kendim ayrıca açıklarım, anlamak isteyen için Kur'an'ı ben anlaşılır kılarım ve dindeki eksikliği kendi yorumlarımla tamamlarım deseydi ben resullük ilanına da inanmazdım. Zira kitap resul olmaya delil olur, beşer olan biri resul olmaya kitap icat edemez. Resul iddiasıyla ortaya çıkan beşer kimse bu şekil bir söylemde bulunsaydı ona derdim ki --Bu hitap Allah'tansa ve sen Allah elçisi isen senin sözün elçi olarak ilettiğin Allah'ın sözünün yanına eklentilenemez. Zira Allah'tan başka ilah yoktur, Allah'ın sözünün yanına beşer sözü eklentilemez ve senin resul olarak söylediğin söz Allah'tan sana vahyolunan tebliğ ettiğin sözdür. --Bu kitap Allah'tansa meramını anlatmak zorundadır. Başka bir açıklama yapmadan anlama niyetinde olanın anlayamayacağı kitap Allah'tan olamaz. Aksi takdirde --Kur'an akılla mantıkla fıtratla ve amaçla çelişik olur ki çelişik kitap Allah'tan olamaz. --Mubin mufassal müyesser ifadeleri anlamsız olur ki zaten mubin mufassal müyesser olmayan kitap Allah'tan olamaz.

Din ile bilim bağdaşır mı bağdaşmaz mı ya da çelişir mi çelişmez mi tartışması ve bu konuda bakış açısı ne olmalıdır.
Ateist der ki din ile bilim asla bağdaşmaz. Zira her din peşinen imana dayanır.
Akıl mantık der ki din ve bilim bir kavram olarak doğru tanımlanmadan bu sorunun cevabını konuşmak abestir.
Eğer dinden kasıt bizleri ve tüm varlıkları yaratan Tanrının mesajı ve yasası ise ve bilimden kasıt bizlerde ve tüm varlıklarda mevcut ve geçerli yasalar ve bu yasaları doğru okumaksa o takdirde
1-Din asla akletme peşinen iman et diyor olamaz. Zira Tanrı aklı boşuna vermiş olamaz. Kesinlikle aklı boşa çıkaran din Tanrıdan olamaz. Kesinlikle aklı kullanmayacak olan insan sorumlu ya da mükellef olamaz.
2-Din ile bilim çelişiyorsa söz konusu olan din asla gerçeğin sesi ve sözü olamaz yani Tanrıdan olamaz. Ama eğer din gerçeğin sesi ve gerçeğin sözü ise yani Tanrıdan ise din ile bilim asla çelişiyor olamaz. Zira Tanrının yarattığına muhalif sözü olamaz. Kur'an'ın bu konudaki mesajı ve belirlediği bakış açısı Nisa 82. Ayette ve Rum suresi 30. Ayette akıllara ışık tutmaktadır.

Bir din eğer Tanrı'dansa ve onu tebliğ eden gerçekten Tanrı elçisi ise
Allah'tan olan dinin kaynağı ya da aydınlatıcı metni elçinin tebliği olan kitaptan başka bir metin asla olamaz. Zira elçi Tanrı'nın ortağı gibi dine bir eklenti yapamaz. Eğer bir kitap Tanrı'dansa iç tutarlılığı ve dış tutarlılığı mutlaktır. İç tutarlığı demek kitabın sunumları ve cümleleri arasındaki tutarlılık demektir. Dış tutarlılığı demek ise kitabın sunumlarının akıl mantık ve hayatın gerçekleriyle tutarlılığı demektir. İç ve dış tutarlılığı olmayan bir kitap asla Tanrı'dan olamaz. Nisa 82. Ayette de bu gerçek çok açık ve net olarak ifade edilmiştir.

Akledersen anlarsın 
Allah, samimi olun, akledin, hep kendinize yontmayın, hakka hukuka riayet edin, empati kurun, oluşmuş gelenekle kilitlenmeyin, Allah'ın ayetleriyle aydın olun diye tarihe not düştü, muhataplar kendilerine yontmak için Allah’ın tarihe düştüğü nota hadis diye icma diye kıyas diye dipnot düşüp mescidi nebiden mescidi zarara üşüştü. Kur'an maksadı anlamak olana konuştu, insan anlamak yerine ahkam kesmeye koşuştu. Mescidi nebiden mescidi zarara firar eden ve Kur'an'ın ne dediği umurunda olmayan bir nesil oluştu. Allah’ın tarihe düştüğü notun ikliminde yönelimi olan bir nesil inşa olana kadar ufukta bir aydınlık doğmaz.

Akıl ve hezeyan arasında bir diyalog 
--Aklınız neden almıyor?
Allah onları inanmıyacak şekilde yaratmış. 
Dilediğimi saptırırm diyor.... 
--demek Allah onları inanmayacak şekilde yaratmış ve onları Allah saptırdığı için inanamıyorlar diyorsun? Sen Allah'ı gereğince takdir edemeyenlerdensin? Zira kişinin küfrünü Allah'a izafe ediyorsun ve kafirliğin suçlusu olarak Allah'ı ilan ediyorsun ve zalim bir Allah'a neden inanıyorsun haşa? --Allah'ın var olup olmadığı sorgulanabilir ama Allah'ın icraatini hiç kimse sorguluyumaz...mülk O 'nun mülkünde dilediği gibi tasarruf eder . -- yani diyorsun ki Allah kötülüklerin sorumlusudur? İnsanları iman edemeyecek şekilde o yaratmış ve cehenneme atacaktır? Sende hiç akıl var mı yoksa hiç mi olmadı? Söyle bakalım Allah'a iftira edenden daha zalim kimdir? Bir de ezberini iftiranı ikame edebilmek için Allah'ı kimse sorgulayamaz diyorsun? Hayret demek insanlarda Allah'ı sorgulama iradesi var ama iman edebilme iradesi yok(!) Bak sen şu işe demek Allah insanlara dilediklerinde Allah'ı sorgulayabilme gücü vermiş ama dilediklerinde iman edebilme gücü vermemiş(!) Yazdıklarına baktığımda bu kadar hezeyanı hiç bir arada görmedim bilesin

Aklına esen dine eklenti yapmış 
İşgüzarlık edenler insanlığa din ihdas etmeye kalkmış Resulullahın doğumu diye birşey kutlanacaksa onun beşer olarak değil resul olarak doğumu kutlanabilir. Zira meselenin insanlığa bakan yüzü budur. Yani bir hatırlama ve şükür haftası olacaksa bu vahyin geliş zamanı ile ilgili olabilir. Hem vahyin geldiği gün bile İslam tarihinin net tespiti olamıyor ve kadir gecesi farklı gecelerde diye aranabiliyorsa Abdullah oğlu Muhammed'in doğum gününü kim kesin olarak bilmiş? Kaldı ki doğum yılı bile 569, 570 ve 571 diye üç farklı ihtimal ile konuşuluyor. Resulullahın doğumu risaletle alakalıdır o da vahyin gelişi, insanlığa Kur'an güneşinin doğuşudur. O bakımdan ancak Kur'an'ın inişini ya da doğuşunu hatırlama iklimi olarak kutlama ya da hatırlama zamanı olabilir. O iklimin zamanı da zaten Kur'an tarafından ramazan ayı olarak belirlenmiş, ilan edilmiş ve nasıl hatırlanacağı ya da kutlanacağı bildirilmiştir. Bunun dışındaki mevlit kutlamaları hurafe, zan ve bidattır yani dine eklentidir. Esasen mevlit kutlamaları islam toplumunda zaten tevhidi bilince zerre hizmet etmemekte ve maalesef hep şirk söylem ve eylemleri olarak tezahür etmektedir.

İşittim itaat ettim diyebilmek 
İşitmek ancak işitme iradesi ortaya koymakla mümkündür. 
Oysa hiç kimse işitmek yani anlamak istemiyor. Hiç kimse ezberlerinin bozulmasını istemiyor. Herkes atalardan bulduğuyla yürümek istiyor. Nur Süresi 51-Aralarında hüküm vermesi üzere Allah’a ve resulüne davet edildikleri an inanırların sözü ancak “işittik ve itaat ettik” demeleri olur. Ferahlığa mutluluğa erecekler onlardır. Neyi işittim neye itaat ettim asıl soru bu. İşitmek anlamak yani tanık olmak demektir. Kişi anladığını tanık olduğunu özümserse benimserse işte iman bu. Kişi anladığını tanık olduğunu ötelerse işte inkar bu. İslam dendiğinde Allah'ın vahyi resulün tebliği olan kitabı ve kainat denen kitabı kim anladı ve yasaya tanık oldu ki işittim itaat ettim diyecek? Halkın durumu Bakara 171. Ayette belirtilen üzere duyduğu sesi anlamayıp bağırtı çağırttı olarak algılayan ve buna meleyen koyunlar gibi bir durum. Türkiye'de doğan Sunni İran'da doğan Şii Vatikan'da doğan Katolik oluyor. Atalar dini her yerde farklı isimlerle devam ediyor.

Ayetleri kimin aklına göre anlayalım 
Atalardinci kafaların ezberlere tutunmak için kullandıkları bir ifade. "Ayetleri aklına göre okuma". Peki neye göre okuyalım neye göre anlayalım? Senin aklına ya da senin arzuna göre mi? Ya da atalarından edindiğin ezberlere göre mi? Akıl neye yarıyor ve yaratıcı neden vermiş bir kez olsun bunu akıl ettin mi? Doğru ya sen akıl etmeye karşısın değil mi? Peki akıl etmeyeceksek neyi ve neye göre nasıl konuşacağız? Kur'an aklı muhatap almışken ve sunumlarını akıla yapmışken, aklı yetersiz olanı sorumlu tutmazken ve muhatap almazken, ayet 'Allah akıl etmeyenleri karanlıkta bırakır' derken Kur'an'ı kendi aklımıza göre okumayacağız da senin akılsızlığına ya da ezberlerine ya da arzularına göre mi okuyacağız? Ya da Kur'an'dan kendi akıl ettiğimize değil de ulema evliya diye senin atalarından ezberlediğine mi uyacağız? Yani "onlara Allah'ın ayetlerine uyun dendiğinde biz atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız" diyen müşrikler gibi mi olacağız? "Rabbinizden size indirilene uyun, onun berisinde evliya diye birilerine uymayın, az olsun düşünüyorsunuz!" ayetini akıl etmeyeceğiz de evliya ulema diye birilerine mi uyacağız? Rabbinizden size indirilene uyun ayetine değil de sizin ya da atalarınızın dayattığı akılsızlığa mı uyacağız? "Rabbinizden size indirilene uyun" emrine uymanın olmazsa olmaz şartı ayetleri kendimiz akıl etmek iken aklımızı kullanmak için sizin izninize mi başvuracağız? Daha kendi aklınıza güvenmezken, kendiniz akıl edip doğruyu yanlışı ayırt etmezken kiminle neyi ne hakla konuşacaksınız ve kim olarak kim için konuşuyorsunuz? İnsan önce şunu bilmeli öğrenmeli ki aklın dikkate alınmadığı yerde konuşmak gereksiz ve anlamsızdır. Olması gereken akla mantığa gerçeğe uygun ya da değil zemininde aklın aydınlığında konuşmaktır.

Gerçekten alim olacaksak Allah'ın öğrencisi olmak durumundayız 
Bu da onun bunun kitabını ya da yazdıklarını, söylediklerini, nakillerini, ezberlerini algı edinmekle değil Allah'ın kitabını akıl etmek ve dikkate almakla mümkün. Allah'ın kitabı ise öncelikle yaratılıştır, yaratılmışlıktır, fıtrattır yani doğadır. Kur'an'ı da fıtrata yani doğaya bakarak ve o minvalde akıl ederek okumalıyız. Kur'an delillerini hep fıtrattan, doğadan sunar. Çünkü bir kitabın yaratıcıdan olduğunun kanıtı ancak yaratıcıdan olduğu kesin olan bir delille ispat olunabilir. "Rahman Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattı beyanı öğretti." Okumalarımızı birilerine ahkam kesmek için değil kendimiz aynaya bakmak için yapmalıyız. Birilerini hızaya getirmeye değil kendimizi adam etmeye çalışmak için okumalıyız. Kur'an diyor ki "Allah ve ayetlerinden/delillerinden sonra hangi söze inanacaklar" "Size ne oluyor nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa bir kitabınız var da ondan mı ders alıyorsunuz?" "Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz?"

Din, bilim ve dogma 
Meseleyi bilim olarak değil bilimin araştırma konusu olan evren ve varlıklardaki kodlama ve kainatın yasaları olarak konuşmamız gerekiyor. Bilim bir okuma biçimidir ve mutlak gerçeği ifade edemez. Öyle algılanması zaten bilim kavramı açısından eşyanın tabiatına aykırıdır. Ünvanlı makamlı birileri bilim diye üfledimi orada akan sular duruyorsa o bilim değil dogmadır, aydınlanma değil efsunlanmadır. Bugün vurgulanan ve dayatılan haliyle bilim bir dogmaya evrilmiş ve tekelleşmiş durumdadır. Bu haliyle bilim batıl bir dindir. Bu din üzerinden insanlık küresel bir çetenin kontrolünde köreliyor ve köleleşiyor.

Din ve bilim bir penceredir
Gerçeğe açılan bir pencere. Pencereye bizzat kendisi varan için o pencerede ufuk vardır. Görecek gözü varsa, gerçekten görmeye çalışıyorsa göreceğini görür. Ama eğer kişi kendisi pencereye varan değilse yani dini ve bilimi bizzat kendisi kaynağından okuyan değilse yani duydukları karşısında pencereden bakanlar illaki doğruyu söylüyordur modunda biri ise, duyduğunu bildiğiyle gördüğüyle tartamıyorsa ve akıl mantık penceresinden bakamıyorsa işte orada din ve bilim birilerinin dillerinde bir yankılama ve bir efsundur ve bu durumda din adamları ve bilim adamları olsa olsa ancak birer büyücüdürler.

İddia: Sadece Allah değil Resulullah da haram kılar. 
"Allah ve resulünün haram kıldığı" ifadesi bizzat Kur'an'ın kullandığı bir ifadedir. 

Resulün haram kıldığı demek resulün tebliğ ettiği haram demektir. Zira ayet resulün görevi ancak tebliğdir der. Yoksa resul olmaz şerik olur. Allah'ın ortağı değil elçisidir. Esasen insanlar resulün haram kılması dışında zaten Allah'ın neyi haram kıldığını bilemezler. Resulullahın haram kılan ayeti tebliğ etmesi Allah'ın ve resulünün kıldığı haram demektir. Resulullah kendi şahsına özel olarak bile bir helalden geri durmaya kalktığında Tahrim suresinde ey nebi Allah'ın helal kıldığını neden kendine haram yapıyorsun ayetiyle uyarılmış ve vahiylere uyması hatırlatılmıştır. Resulün neyi helal neyi haram kıldığı Allah'tan alıp ilettiği Kur'an'dadır. Yoksa ondan bundan duydum diye rivayet kitaplarından resulün haberi bile yoktur. Casiye 6 Allah ve Ayetlerinden sonra hangi söze inanırlar diye soruyor. Kalem 37 Yoksa başka bir kitapları var da ondan mı ders ediniyorlar diye uyarıyor Enam 114 Allah Kitabı ayrıntılı bir sunum yapmışken başka bir hakem mi arayayım diyor. Furkan 30 Resulullah kıyamet günü durumu görünce Ya Rabbi benim Kavmim Kur'an'dan uzak durmuşlar diye ümmeti Allah'a şikayet edecek diyor. Kur'an diyor ki ALLAH KİMSEYİ HÜKMÜNE ORTAK ETMEZ. Allah Resulü Allah'ın ortağı değil resulüdür.

Musa ve bir kul kıssasındaki o bir kul melek olamaz
1-Musa onun melek olduğunu bilse ona bu olaylarda böyle itiraz etmez. Musa o bir kulu melek değil beşer bildiği için itiraz ediyor. 
2-Melek korktuk ki diyerek zanna ve endişeye dayalı Allah'tan bir hüküm icra etmez... Gulam çocuk demek değildir gibisinden bir takım söylemlere ve gulam aslında çocuk değildi suçluydu, Musa suçunu bilmiyordu, o bir kul onun suçunun cezasını infaz etti diyerek zan üzerinden hakikat arayanlara gelince onlar da "Çocuğun anne babası inançlı kimselerdi. Onları taşkınlığa ve inkarcılığa sürüklemesinden korktuk" "Yaptığımı kendiliğimden yapmadım" şeklinde ayetlerde net ifade edilen öldürme gerekçesini görmezden geliyorlar. Ayette o bir kul gerekçeyi onların kafadan ürettikleri gibi bir suç olarak açıklamıyor.

Hadisler olmadan Kur'an doğru anlaşılamaz
Kur'an'a aykırı hadisleri ayıklamak ve Kur'an'a uygun olanlar ile Kur'an'ı anlamak lazım diyorlar. Akıl ise şunu diyor: Kur'an'ı anlamadan Kur'an'a hangi hadisin uygun hangi hadisin aykırı olduğunu nasıl anlıyorsunuz? Kur'an meramını anlatmaktan aciz bir kitap mı ve meramını anlatmaktan aciz bir Allah'a mı, mesajını onun bunun rivayetine muhtaç ve mahkum kılmış bir Allah'a mı inanıyorsunuz? Eğer Kur'an'ı anladık diyorsanız eksik olduğunu ya da hadissiz anlaşılamayacağını mı yahut hadissiz eksik olacağını mı anladınız? Kur'an'ı biraz olsun akıl edin inşallah: Muhammed 24, Kamer 17 22 32 40, Nisa 82, Araf 3. Casiye 6, Enam 114, Kalem 37, Hucurat 16, Furkan 30. Öncelikle bu ayetlere bir bakın inşallah.

Kur'an'ı ya da Kur'an ayetlerini kim açıklar
Önce şunu iyi bilmek lazım ki Allah ayetlerini beyan eder ya da açıklar ayetlerinde kastolunan şey Kur'an'ın ayetlerinde kapalılıklar ya da anlaşılmazlıklar var da onların anlaşılması noktasında açıklar demek değil. Ayet delil demektir. Kur'an'da nice hükümler deliller sunuluyor sonra da belki akıl edersinlz diye Allah sizin için ayetlerini açıklıyor buyuruluyor. Yani burada anlatılan şey Kur'an cümlelerinin Allah'ın sunumu deliller olması ve Allah'ın insanlığa akıllarını aktif edecek ve doğruya yöneltecek açıklamaları olmasıdır. Yoksa Kur'an kapalı da onu açıklıyor anlamında değil. Doğrusu mubin mufassal müyesser Kitab'ın bizzat kendisi Allah'ın sunumu deliller olarak her şeyle alakalı olarak insanlık için bir açıklamadır. Kehf.54.Bu Kur’an’da insanlar için her konuda her açıdan açıklama yapmışızdır. Ama insan her bakımdan çok tartışmacı kesilmiştir.

Ayet ayettir. 
Okursun yüzleşirsin eğer gerçekten ayetse, boş bir iddia değilse, öylesine bir söylem değilse o zaman aklına ayet olur, özü itibari ile ayet olduğunun farkına varırsın, aklın netleşir, ayet ile aydın olursun. Ayet denen eğer ayetse, yani eğer gerçekten Tanrı'dan ise bunu yüzleşmede fark edersin, Tanrı'dan olan akıl Tanrı'dan olan ayet ile aktif olur, eğer Tanrı'dan olduğu kanaati edinildi ise akıl artık öyleydi böyleydi diye kelime oyunlarıyla savrulmaz, işin özü belliyse akıl için, artık ayetin yanına hiçbir sözü şerik koydurmaz. Ama ayet iddiasının gerçeği yansıtmadığını yani aslında ayet olmadığını gördüyse akıl, ya da öyle kanaat edindiyse artık zaten o da bu kaynaktan bu da bu kaynaktan ya da öyleydi böyleydi ya da yok öyle değildi gibisinden boş tartışmaları kale dahi almaz. Akıl bilir ki ayetin yanına başka söz olmaz. Ayet olmayanın kaynağının ne olduğu boş bir tartışmadan öte bir konu olmaz. Yoksa zihin için sahihti mütevatirdi aynı kişilerdendi yok öyle değildi diye söylentilerle yoğrulmaktan ya da rivayet ikliminin atalar dininde boğulmaktan öte bir yol olmaz.

Kur'an'ın bizzat kendisi her şey için bir açıklamadır
Resulullah Kur'an'ı beyan etmiştir yani gizlememiş açıkça ilan etmiştir. Buna tebliğ denir. Kur'an'ı gönderen Rab Teâlâ meramını ifade etmekten aciz değildir. Onun için "resulün görevi ancak tebliğdir" buyurmuş, "yoksa resulün tebliğden başka da bir görevi mi var" diye sormuş ve "Kur'an her şey için bir açıklamadır" diye ilan etmiştir. Kur'an'ın bizzat kendisi kendisini mubin mufassal ve müyesser olarak tanımlanmıştır.

Kur'an'ı anlayarak okumadan kastımız ne olmalıdır
Mustafa Arıcan Ayas der ki Kur'an'ı anlayarak okumak deyince benim kastım şudur. Kur'an'ı anlamak demek kişinin samimi kalp ile gönlünü aklını Kur'an'a açması ve anladığı emin olduğu kadarıyla Kur'an'ın aydınlığında yol alması demektir. Tıpkı kişinin ihtiyacı ve imkanı kadarıyla denizden su alması ya da gözlerinin görebildiği kadarıyla güneşin aydınlığından yararlanması gibi. Bu hayat bizim için kısa ve kendi gidişatımızı imkanımız kadarıyla kendimizin seçtiği yönettiği bir hayat. Elhamdülillahi Rabbil alemin demek değerlendirme alemlerin rabbi Allah'a ait demek. Biz Allah'ın hayata çizdiği değeri Kur'an'dan akıl ederek durumumuzu Allah'ın değerlendirmesine bırakmalı aklen fikren amelen gereğince bir insan olma noktasında Kur'an'ın aydınlığında yol almaya çalışmalıyız. Burada çok önemli nokta şu. Kimseye ahkam kesme ya da kimseyi doğrultma gibi bir vazifemiz ya da selahiyetimiz yok. Akletme aydın olma ve aydın yolda yürüme gibi bir görevimiz var yani kendimiz aynaya bakmalıyız başkalarına ahkam kesmeyi bırakmalıyız. Ahkam kesme yerine kendimizi düzeltmeli ve sevgi ile saygı ile insanlarla bir arada yaşamayı öğrenmeliyiz. Şunu hiç unutmamalıyız ki resulün görevi bile ancak tebliğ olduğuna ve zorlama selahiyeti olmadığına göre başkaları üzerinde bizim hiç bir selahiyetimiz yok. Tek vazifemiz hakka hukuka uyma sevgi saygı ile paylaşma. Her insanın yaşama, düşünme, inanma, emek üretme ve özeline saygı hakkına saygılı olmalıyız. Çok değer verdiğimiz, sevdiğimiz, güvendiğimiz bir kimse bile bize hayata dair bir mesaj bıraktığında nasıl ki önemsiyor ve anlamaya çalışıyorsak ve dikkate alıyorsak Rab Teala'nın hayata dair mesajı olan Kur'an'ı akletmeli, önemsemeli ve anlamaya çalışmalıyız, dikkate almalıyız inşallah. Değerlendirme alemlerin Rabbi Allah'a ait vesselam

"Biz Kur'an'ı anlayamayız" söylemi 
Biz Kur'an'ı anlayamayız demek ya aklı kıt olmaktır ya da Allah'a iftiracı olmak. Anlayamıyorlarsa sorun kimde? Zekaları kıtsa sorun onlarda ve sorumlu olmazlar. Allah anlatamıyorsa sorun Allah'ta olur ki bu olası bir ihtimal değil yani muhal. Allah meramını anlatmaktan aciz değil ve aklı kıt olmayanın biz Allah'ın dediğini anlayamayız demesi Allah'a iftiradır Allah'ı aciz görmedir. Kur'an ve akıl der ki Allah'a iftira edenden daha zalim kimdir?

Peygambersiz Kur'an anlaşılamaz ya da peygamberi devre dışı bırakmak söylemi
Peygamberli ya da peygambersiz Kur'an nasıl oluyor? Kur'an'ı zaten Allah gönderdi ve peygamber tebliğ etti diye inanan için Kur'an'ı akıl edenlere peygambersiz Kur'an'ı anlamak demek kadar cahilce bir söz yok. Size göre Kur'an'ı Allah gönderdi ama meramını anlatmaktan aciz öyle mi? Size göre Kur'an'ı peygamber tebliğ etti ama Allah meramını anlatamadı ya da açıkça anlatmak istemedi ve peygamber Kur'an'ın eksiğini tamamlıyor ya da anlaşılmazlığını gideriyor öyle mi? Sizin gibi farkındalığı olmayanlara Kur'an şöyle bir ışık ya da ayna tutuyor ki belki azıcık akıl eder de olur ya belki gaflet uykusundan uyanırsınız! Kalem 36-37 Size ne oluyor nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa bir kitabınız var da ondan mı ders alıyorsunuz? Muhammed 24 Hâlâ Kur'an'ı iyice akıl etmiyorlar mı? Yoksa kalplerinde kilitler mi var? Nisa 82 Hâlâ Kur'an'ı iyice akıl etmiyorlar mı? Eğer Kur'an Allah'tan değil de başkalarından olsaydı elbet onda birçok çelişki bulurlardı! Kamer 17 22 32 40 Kesinlikle doğru bilginin sunumu olsun diye Kur'an'ı kolay anlaşılır kıldık. Peki var mı ki okuyup akıl eden? Enam 114 Allah Kitabı ayrıntısıyla bir sunum kılmışken başka bir hakem mi arayayım? Casiye 6 Allah ve Ayetlerinden sonra hangi söze inanırlar? Hucurat 16 Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? Furkan 30 Ve o gün Resulullah diyecek ki Ya Rabbi benim kavmim Kur'an'ı kendilerinden öte tutmuşlar.

Kur'an'ın iklimine girmeden Kur'an hakkında kitap okumak 
Risktir, ezberdir, savrulmaktır. Kur'an'ı Kur'an'dan okumak görevdir erdemdir. Nasıl yani diyorsanız şöyle ifade edeyim inşallah meramımı. Kur'an hakkında yazılmış bir kitabı okuduğunuzda o ismin bu ismin yazdığı ya da o tarafın bu tarafın, o mezhebin bu kültürün yazdığı bir kitap olması fark etmez bir takım önyargılar yüklenirsiniz ve o şahsın o kültürün o algının penceresinden bakmaya başlarsınız. Okunanlar Kur'an'a göre doğru mu yanlış mı bilmeden Kur'an hakkında ezber malumat edinmiş, bir zan üzere Kur'an hakkında düşünmüş ve Kur'an'ın o okuduğunuz yazarın ya da kitabın ifade ettiği gibi bir kitap olduğunu sanmış olursunuz, Kur'an'a bakışınızda renkli bir gözlük takınmış olursunuz. Bu ön edinimleri ya da önyargıları daha sonra Kur'an'ı okumaya yöneldiğinizde aşamazsanız ya da bir kenara koyamazsanız Kur'an'ı anlamanızın önünde kalplerinizde kilitler olur ve o pencerenin dar çerçevesini aşarak Kur'an'ın açtığı geniş ufuktan bakamazsınız. Peki nasıl olacak ya da ne yapmalıyız diyorsanız ve gerçekten anlama arayışında ve derdinde iseniz, samimi iseniz ve samimice akıl edecekseniz size net tavsiyem şu olacak. 1-Eğer Arapça eğitiminiz var ise en az bir iki yılınızı kendiniz için Kur'an çevirisi yazmaya ayırmalısınız ve devamında bu çevirinizi bir iki defa tashih okumaları yapmalısınız. Bunu yaparken olmazsa olmaz şart mutlaka dini tüm bilgilerinizi, mezhebi tüm algılarınızı ve de özellikle eğitimini aldığınız ya da ezberiniz kıldığınız Kur'an'ı anlama usulü müktesebatını bir kenara koymalısınız. Zira zihninizdeki usul denen bu ezberler Kur'an'ın size göstereceği yolda, ayetlerin sunumlarında yüzleşeceğiniz tüm asılları yani usulü perdeleyecek ve mesajla aklınızın arı duru bir şekilde yüzleşmesine mani olacaktır. Eğer bunu yaparsanız samimi bir kalp ile ve kitabı bağlamında bütününde akıl eden için Allah meramını ifade etmekten aciz değildir. Artık bırakın kendinizi kitabın aydınlığına. Değerlendirme alemlerin Rabbi Allah'a ait vesselam. 2- Eğer diyorsanız ki tamam da Arapça bilmeyenler ne olacak, biz nasıl anlayacağız? Mustafa Arıcan Ayas derki telaşa gerek yok. Kim bilir belki de siz o Arapça bilenlerden çok daha şanslısınız? Bu nasıl olur mu diyorsunuz? Evet tekrar ediyorum bazen Arapça bilmeyenler önceden nice Arapça kitaplarla dini müktesebata boğulmuş kimselerden çok daha şanslı olabillyorlar. Zira müktesebatla yoğrulmuş zihinler Kur'an'a gerçekten kendileri olarak ve Kur'an'ı Kur'an'dan akıl ederek gidemiyorlar, kalpleri edinimleri ile kilitli oluyor, kendilerini alim sanıyorlar, ezberlerini ilim sanıyorlar ve ilim sandıkları onca kilidi açmaya çalıştıklarında geçmişlerinde harcadıkları ilim edinmeye adanmış ömrü boşa gitmiş düşünüyorlar ve ezberleriyle devam etmeyi kendilerini alim görmeyi yeğliyorlar. Sizin ise öyle bir durumunuz yok ve bu bir avantaj olabilir. Size tavsiyem elinize bir Kur'an meali alın ve sadece ama sadece o meali düşüne düşüne ama ayet ayet değil, tıpkı bir kitabı okuduğunuzda paragraf paragraf sayfa sayfa bir bütün olarak okuduğunuz gibi okuyun. Ama sadece o meali okuyun sakın karşılaştırmalı okumayın. Zira işin başında bu olmalı mesajdan kopmamak için, Kur'an iklimine girebilmeniz için. Ama dikkat edin bu okuduğunuz ilk meal sakın ama sakın yorum merkezli, bol cümleli, parantezli, dipnotlu vs vs olmasın mutlaka tercüme bir meal olsun ve bu meal çok yanlış içerse dahi dili sade olsun okuduğunuzda anlayabildiğiniz açıklıkta bir tercüme olsun. İlla size bir meal tavsiye etmem gerekmiyor ama sizin için anlaşılır sade bir dili olan bir meal olması şart. İlla da bir meal söyle derseniz o zaman diyanet meali olur diyebilirim. Yaşar Nuri Öztürk Meali de olabilir Şaban Piriş meali de olabilir vs vs. Burada mutkaka okunacak mealin yorum merkezli uzatmalı cümlelerle kurulu değil tercüme merkezli bir meal olmasını öneririm. İşte bir kitap olarak bu meali baştan sona düşüne düşüne okuyun. Sakın ayet ayet değil bağlam olarak bütün olarak bir yazarın kitabını nasıl okuyorsanız bu meali de öyle okuyun. Bu okuma süreci sizi Kur'an iklimine mutlaka sokacaktır. Hatta okuduğunuz mealde birçok çelişkinin farkına varacaksınız ve bu çelişkiler aklınızı kurcalayacak birçok net ayet ise bu kafa karışıklığını nasıl aşacağınıza dair size ufuk olacak. Ben şahsım olarak bu şekilde başka hiçbir açıklama ve yoruma yönelmeden en az üç dört meali baştan sona okumanızı buna en az bir yılınızı ayırmanızı öneririm. Bu şekil bir okumada en sonunda artık size çelişik gibi görünen ifadeleri ya da ayetleri not etmek üzere son meal okuma sürecinizde çelişik ayetler ya da kafama takılan ayetler diye bir not defteriniz olsun ve çelişki gördüğünüz ayetleri daha sonraki süreçte araştırmak üzere, karşılaştırmalı okumalarda akıl etmek üzere not defteri tutun. Artık bundan sonra ruhunuza Kur'an'ın iklimi sinmiş birisinizdir ve samimice araştırmacı olur ve aklederseniz büyük bir aydınlığa çıkacaksınızdır inşallah. Mustafa Arıcan Ayas der ki en ez 10 yıl bizzat Arapça orjinalinden Kur'an'ı anlamaya ömür vermiş biri olarak ben gördüm ki özellikle Kur'an'ın şu ayetleri insanın ezberlerini bozuyor, ufkunu açıyor zihnini aydınlatıyor aklını aktif ediyor ve bütüncül bir bakış açısıyla Kur'an'ın önündeki tüm perdeleri kaldırıyor. Ondan sonrası sen samimiysen yani fi kulubihim zeyğun değil de rasihune fil ilmsen yani ilimde tutarlı ve bütüncül akıl ediyorsan artık kitabın sahibinin tevilinde aydın olacaksındır inşallah.. İşte aklın zincirlerini kıran bazı ayetler: Muhammed 24, Kamer 17 22 32 40, Nisa 82, Enam 114-117, Casiye 6, Kalem 36-37, Araf 3, Hucurat 16, Furkan 30.

Ümmete uymak gerekiyormuş(!)
Hangi Ümmet? Şii mi sunni mi? Buhari mi müslim mi? Sitte mi Tisa mı? Duracağınız bir eşiğiniz var mı? Neden sunnisin acaba? Türkiye'de doğdun ya ataların sunni ya ondan olabilir mi? Peki ya İran'da doğsaydın? Peki ya Vatikan'da doğsaydın ne olacaktın ve ümmet dediğin kim olacaktı? Yani Atalar dini için ümmet dedin mi hak ikame ediyorsun öyle mi? Sana Kur'an yetmiyor ya başka bir kitabın var da ondan mı ders alıyorsun? (Kalem 37) Allah ve Ayetlerinden sonra hangi söze inanıyorsun?(Casiye 6) Allah'a dinini mi öğretiyorsun?(Hucurat 16) Kitabı Habir ve Hakim olan Allah açıklamışken başka açıklayıcı mı buluyorsun(Hud 1-2) Allah kitabı ayrıntılı indirmişken başka bir hakem mi arıyorsun? (Enam 114) Resulün tebliği Kur'an iken ya Rabbi benim kavmim buhariyi mehcur bırakmışlar mı diyecek sanıyorsun (?) (Furkan 30)

Hadis olmadan sünnet olmadan Kur'an'ı anlıyorsun öyle mi? 
Peki söyle bakalım sen mi daha iyi anlarsın Kur'an'ı yoksa Resulullah mı? Mustafa Arıcan Ayas der ki hiç şüphesiz resulullah. Ama sen Resulullah'a değil o dedi bu dedi diye tarihte birinin topladığı söylentilere inanıyorsun? Yoksa resulullahı resül olarak atayan Kur'an'ın sahibi meramını anlatmaktan aciz mi? Sen belli ki daha Resulullah kavramına vakıf değilsin? Eğer vakıf olsaydın resulullah deyince ondan bundan duydum söylentileri değil resulün tebliği aklına gelirdi. Sen bu zannında haklı olsaydın resule nispet hadisler hakem olurdu tıpkı senin Kur'an'ı anlamak ancak sünnet ile mümkün deyip rivayetleri ve geleneği Kur'an'ın üzerinde hakem yapman gibi? İşte tam da bu gaflete cevap Enam 114. Allah kitabı ayrıntılı indirmişken başka bir hakem mi arayım? Sahi senin iman ettiğin resululluh hangi kitapta konuşuyor? Kur'an'dan başka ders aldığın bir kitabın mı var?(Kalem 37) Resulullah Buharide mi Kuleynide mi konuşuyor ve acaba neden sence Kuleynide değil de Buharide konuşuyor senin ataların şii değil sunni olduğundan olabilir mi ve bu eğilimin tam da atalar dini değil mi? Sen meramını anlatmaktan aciz ya da dini onun bunun rivayetine muhtaç kılmış bir Allah'a mı inanıyorsun? İşte resulullah tam da bu virüslü zihni tedavi etmek için Kur'an'ı tebliğ etti. Ama tabi anlayacak olan için anlama derdi olan için!

Ey insan başkalarına ahkam kesmeyi bırak önce bir aynaya bak
Onun bunun kitabından ya da söyleminden din kotarmayı bırak önce bir Allah'ın kitabını akıl etmeye bak. Önce kendi zihnini bir düzelt ve meramını anlatmaktan aciz bir Allah inancından tevbe et, kitabını tarihte kendinden menkul olarak vazife edinmiş birilerinin topladıkları o dedi bu dedi söylentilerine muhtaç bırakmış bir Allah inancından tevbe et, kitabının yanına onun bunun topladığı söylentilerin eklentilenmesine ve Kitab'a şerik ya da hakem yapılmasına müsaade etmiş bir Allah inancından tevbe et, kitabının anlaşılabilmesi ve din olarak yeterli olabilmesi noktasında hadis sünnet diye birilerinin topladığı söylentileri Kitab üzerinde doğru anlaşılma noktasında hakem kabul etmiş bir Allah inancından tevbe et. Dinini Kitabında kendisi yeterince ifade etmeyen ya da yeterince açık ifade edemeyen bir Allah inancından tevbe et. Zira bu tam bir zihinsel bunalım ve Allah'ı gereğince takdir edememenin tezahürü savruluş hali. İnsanın fıtratı ve insana kodlanan fıtratın en önemli bir yetisi olan akıl böyle bir yüce tasavvurunu asla kabul etmez. Fıtrata ışık olarak gelen Kitab'ın kendisi bir zikir olarak fıtratın dili olur ve körelmiş zihinlere bu gerçeği hatırlatan ayetler sunar. Anlayacak olanlar için Kur'an şöyle der. Muhammed 24-Hâlâ Kur'an'ı gereğince okuyup anlamaya çalışmıyorlar mı yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var? Nisa 82-Hâlâ Kur'an'ı gereğince okuyup anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer Kur'an Allah'tan değil de başkalarından olsaydı elbet onda birçok çelişki bulurlardı. Kamer 17 22 32 40-Doğrunun sunumu olsun diye Kur'an'ı kolay anlaşılır yaptık. Peki varmı ki akıl edip ders alan? Kalem 36 37-Size ne oluyor nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa bir kitabınız var da ondan mı ders alıyorsunuz? Enam 114-Allah kitabı ayrıntılı bir sunum yapmışken başka bir hakem mi arayayım? Casiye 6- Bunlar sana okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah ve Ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar? Hucurat 16- De ki Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? Furkan 30- Hesap günü resulullah der ki Ya Rabbi bu benim kavmim bu Kur'an'ı kendilerinden öte tutmuşlar. Mustafa Arıcan Ayas aklın yolunu ve Allah'tan insanlığa bir ders olan akla hitap ayetleri burada paylaştıktan sonra der ki sıkıntı yapma senin aynaya bakmana ya da yeniden akıl etmene gerek yok zira bu ayetler sana hitap etmiyor, Kur'an'ı sen kendine hitap olmaktan öte tut zira bu ayetleri sana hatırlarmamız bile hata öyle ya bu ayetler kâfirlere müşriklere söylüyor, bu hatırlatmaların bizimle ne ilgisi var(!)

Neden İslam Kur'an dışından okunamaz...
Akıl ve mantık açısından
1- Kaynağı gereği: Eğer İslam Allah'ın diniyse ve Kur'an Allah'tansa dinde Allah'ın ortağı olmaması, Resûlullah'ın Allah'ın elçisi olması şeriki olmaması gereği dinde Kur'an'ın yanına başka bir kitap eklenti yapılamaz. Allah'tan olan bir kitap meramını anlatmaktan aciz olamaz, dini yeterli sunmaktan geri olamaz...
2- Kültür karanlığı gereği: Kur'an'dan sonra İslam deyince tarihte yaşananlar ortadadır. Birbirini tekfir eden, kesen, kökünü kazıyan, mezhep mezhep, fırka fırka olan bir neslin din kültürü ikliminden arınmadıkça din doğru okunamaz, Kur'an'a arı duru bakılamaz...
Kur'an'ın mesajı açısından
1-Muhamned 24: Hâlâ Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Yoksa kalpleri mi kilitli?
2-Nisa 82: Hâlâ Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer Kur'an Allah'tan değil de başkasından olsaydı elbet onda birçok çelişki bulurlardı.
3-Kamer 17 22 32 40: Bildiri olması üzere Kur’an’ı kolaylaştırdık, var mı ki ders alan?
4-Araf 3: Rabbinizden size indirilene uyun. Onun berisinde sahiplenicilere uymayın! Ne kadar az düşünüp anlıyorsunuz!
5-Enam 114: Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? Mesajı size ayrıntılı sunumlar olarak indiren O’dur. Kendilerini mesaja muhatap kıldıklarımız onun gerçeği ortaya koyucu olarak Rableri tarafından indirildiğini kesinlikle anlayacaklardır. O halde sakın şüpheye düşenlerden olma.
6-Casiye 6: Bunlar gerçeği ortaya koymak üzere sana sunduğumuz Allah’ın delilleridir. Allah’tan ve delillerinden sonra hangi söyleme inanırlar?
7-Kalem 36,37: Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa bir kitabınız var da ondan mı ders alıyorsunuz?
8-Hucurat 16: De ki "Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Allah göklerde ve yerde olanı bilir. Allah her şeyi bilendir."
9-Furkan 30: Ve Resul de der ki: Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur’an’ı kendilerinden öte tutmuşlar.