18 Temmuz 2026 Cumartesi

Kur'an'a İman ve Mütevatir Meselesi

Hiçbir şeye nakli mütevatir diye iman etmenin bir mantığı olamaz.Tamam nakli mütevatir de aslı ne bakalım! Şimde sen Kur'an'a nakli mütevatir diye iman ediyorsan aslının Allah'tan oluşunu nereden biliyorsun? Hiç bu kadar mantıksız bir gerekçe olabilir mi?

İlk muhataplar neye göre inandı? Arada sadece arkadaşları olan Abdullah oğlu Muhammed'in ben Resulullahım söylemiyle yaptığı bir sunum vardı. Ondan nakil yapan kalabalıklar yoktu. Sözü direk ondan dinliyorlardı. O insanlar için kanıt neyse senin benim için de kanıt odur. Evet onlar arkadaşları Muhammed'i görüyorlardı sen görmüyorsun ama asıl mesele etten kemikten müteşekkil Muhammed'i görmek değil ki. Asıl mesele resulullah Muhammed'i görebilmek. Asıl mesele onun ettiği kelamın beşer kelamı değil Allah kelamı olduğuna tanık olabilmek.

Mütevatir nakil, sözün aslı hakkında hiçbir şeyi garanti edemez. Önce şunu bileceksin ki Allah kelamı olduğu iddiasındaki bir söz Allah'ın mesajı olduğunu bizzat kendisi ispatlayamıyorsa Allah kelamı olamaz. Nasıl ki Allah ile insan arasındaki fark, yaratan ile yaratılan arasındaki fark ise Allah kelamı ile insan kelamı arasındaki fark da yaratan kelamı ile yaratılan kelamı arasındaki fark olarak tezahür eder. Allah kul gibi eksik ve aciz olmadığından kelamı da insan sözü gibi eksik ve aciz olamaz. Bu bakımdan Allah, kelamımı iyi düşün, eğer benim kelamım olmasaydı onda yığınlarca çelişki, hurafe, eksiklik, çarpıklık, mantıksızlık ve hezeyan bulurdun diyor. Oysa iyi bak eğer samimiysen ben sana ispatımı yaparım diyor.

Eşhedü enne Muhammeden resulullah diyen kimse ben tanığım ki Kur'an, arkadaşımız Muhammed'in kelamı değil resulullah Muhammed'in tebliği olan Allah kelamıdır demiş olur. Eşhedü diyebilmek için iliklerine kadar bu tanıklığı yaşamak gerekir. Bu da ancak Kur'an'ı teneffüs ederek beşer üstü kelam olduğunu birebir mesajla yüzleşerek anlamakla mümkün olur.

Hani birileri diyorlar ya hiçbir söz kendisine delil olamaz diye. Evet insan sözü için bu doğru ama mutlak gerçek olan Allah kelamı için böyle bir şey düşünülemez. Hele hele Allah kelamının delili beşer kelamı ve onun bunun rivayeti asla olamaz. Zaten bir söz eğer kendisine delil olabiliyorsa Allah kelamı olabilir. Allah kelamını beşer kelamından ayıran işte tam da budur.

İşte bu noktadan sonra şunu da söylemeliyim ki mütevatir hadis nitelemesi de tamamen senetle ve kelle sayısıyla ilgili olduğu için ve Kur'an kelle sayısının asla kanıt olamayacağını defalarca vurguladığı için hadisin hiçbir türü ama hiçbir türü Kur'an'ın yanına konulamaz ve hiçbir hadis metni Kur'an'a eş koşulamaz...

Naklin mütevatir olması asıl için ispat olamaz
Benim Kur'an'a olan imanım bugüne gelişinde naklinin mütevatir olmasından değil ki bir rivayet mütevatir hadis olunca ona iman edeyim. Nakil bir kitabın aslının ne olduğunu garanti edemez belki naklinin sağlamlığında bir delil olabilir. Sahabe için Kur'an'a imanın gerekçesi ne ise benim için de odur. Sahabe için Kur'an'ın Allah'tan olduğunun delili ne ise benim için de odur. Mütevatir nakille gelmek bir kitabın Allah'tan olduğuna nasıl delil olabilir? Öyle ki Allah'tan oluşun ispatı öyle birşey olmalıdır ki ilk muhatap için de sonrakiler için de geçerli bir ispat olmalıdır. Oysa ilk muhataplarla kitabın arasında nakil diye birşey yok ki mütevatir diye blr ispat onlar için de söz konusu olabilsin.

Ben kitabı okudum. Tam da beklediğim gibi aklı muhatap alıyordu. Hayattan fıtrattan deliller sunuyordu. Duyguma düşünceme hayatıma yön veriyordu. İmanın bireysel açısı kadar bireysel toplumsal açısı kadar toplumsal noktalardan zihnimi yakalıyordu. Özümden çevremden sürekli kanıtlar sunuyordu. Sunumunda tutarlıydı, yaratılışla fıtratla uyumluydu. Beni benden alıyor sanki bende olanı benden iyi biliyordu ve içimi okuyor bana ifade ediyordu. Bu çok farklı birşeydi. Sanki kitap içimi okuyor zaman zaman benimle tartışıyor, aklımdan geçeni izhar ediyor ve cevaplıyordu. İşte Kur'an benim için bizzat kendisi imanıma böylece tanıklık yüklüyordu.

Şimdi ben kitaba tanık olunca kitapta olmayanı kitaba yani dine asla dahil edemem. Ama mütevatir bir hadisi dine dahil etmemem onun inkarı ya da yanlışlığı anlamına da geliyor değil. Hadisin aslı hakikati söylüyorsa bu bizatihi kendini izhar eder. Ama zaten o hakikatin Kur'an'da mevcudiyeti mutlaktır ki mesele resulün görevi ancak tebliğ olduğu üzere resule itaat Allah'a itaat, resule isyan Allah'a isyan olunca resulullah adına yalan uyduranın cehennemi boylayacak olmasını hadis olmasa da zaten Kur'an apaçık ilan ediyor ki akıl için zaten bu gerçek net ortada duruyordu. Kitab'a göre Allah'a iftira edenden daha zalim biri olamayacağı akıl için net bir gerçek olunca resule iftira Allah'a iftira oluyor ve resulün ağzından din diye iftira kotaranın cehenneme müstahak olduğunu anlamak akıl için hiç zor olmuyordu...

Mütevatir, sözün niteliğine delil olamaz
Hadis usulünde sahihlik senete göredir. Eğer senet bitişikse ve senettekiler sika ise al sana sahih hadis(!) Oysa sahih doğru demek hadis söz demek. Sahihlik sözün niteliği iken nasıl olur da senetin niteliği olabilir...

Diyelim ki birebir o söz kesinlikle Ebul Kasım Muhammed b Abdullah'a ait olsun. Hatta birebir onun ağzından duyulmuş olsun. İyi de sözün ondan duyulması sözü din yapsa idi "iş hususunda onlarla istişare et" ayetinin ne anlamı kalırdı? "Dediğim dedik çaldığım düdük konuşuyorsak resulük" derdi iş biterdi...

Bazıları Kur'an'a da bu mantıkla yaklaşıyor. Kur'an da rivayet diyor. Kur'an'ı da rivayetçilerden aldık diyor. Hadisleri almıyorsan Kur'an'ı kimden aldın buyuruyor(!) Başına bir mütevatir ekliyor. İşte delilim bu diyor. Peki ne zamandır kalabalıklar delil oldu ki mütevatir din oluyor? Kur'an boşuna mı "insanların çoğuna uyarsan seni saptırır" buyuruyor, "insanların çoğu kafirdir fasıktır zalimdir" diye ilan ediyor?

Bir sözün Abdullah oğlu Muhammed'e ait olması sana neyi neden garanti ediyor? Ebubekirler Ömerler Ebucehiller Ebulehepler vaktiyle Kur'an'ı direk ondan duyuyor? İyi de bu neyi garanti ediyor Kelam'a tanık olamadıktan, Allah'tan olduğunu anlayamadıktan sonra. İman da inkar da anladıktan sonraki süreç değil mi? Anlamadan bilmeden inanmak zan değil mi? İman emin olmak, zan karanlıkta olmak değil mi? Direk Muhammed Resulullah'tan duymak yeterli olsa idi ayet ve hadis diye iki ayrı kategori ne idi? Hangisi Allah'tan hangisi senden niye sorulası idi?

Önce bir defa Muhammed nebi mi ve resulullah mı bu bilinmeli idi. Bunu bildiren ise sözün niteliği idi. Ayet delil demek kendine kanıt demek. Kendini ispatlayamayan söz nasıl Allah'tan olacak? Allah ile insan kelamını ayırt edemeyen zihin gerçeği nasıl bulacak? Bir Allah ki mesaj yollayacak ama nesajına beşer söylemlerinden delil aranacak. Oysa kelam Allah'tansa mutlaka delil de Allah'tan olacak. Kur'an okuyan mesajın niteliğinden meseleyi okuyacak. Allah kelamda sunumları hep kendinden olandan yapıyor. Allah'tan olmanın delili yine Allah'tan olan oluyor. Yoksa Allahtan olmayan Allah'tan olana nasıl delil olsun? Seviyesi düşük olan yüce olana nasıl kanıt olsun...

Kelam da Allah'tan zihinlere sunduğu deliller de Allah'tan. Kanıtlar hep doğadan insandan fıtrattan yani kainattan hayattan. Çünkü indiren de Allah yaratan da Allah. Elbet Allah kanıtını yine Allah'tan olandan sunacak...

Bak Muhammed 24 Kamer 17 22 32 40 bir de nisa 82. Belki bu sunumlar sana biraz akıl sunuyor olacak...

Mütevatir meselesi ve dogmatizm...
Bu konu mütevatirdir inkar edilemez söylemi sadece bir dogmayı ifade eder. Mütevatir dediğiniz şey ancak araya giren mesafeyi kapatmakla ilgili bir etikettir. Peki o zaman sözü ilk kaynağından duyan da mı sorgulamayarak kesin inanmalı. Zira size mütevatir ulaşan ona ilk elden ulaşmış. Eğer sen Kur'an'a mütevatir haber olduğu için inanıyorsan Kur'an'ı birebir Abdullah oğlu Muhammed'in ağzından duyanın da ona sorgulamadan inanması ve Muhammed resulullah deyip Kur'an'ı Allah kelamı görmesi gerekmez miydi...

Eğer durum buysa neden Kur'an hep aklı muhatap alır ve kelamın niteliği üzerinden sunum yapar.

Kur'an'a mütevatir söylemi üzerinden iman edenler atalarımızı bu yol üzere bulduk deyip sözde Kur'an Allah'ın kelamı deyip yaşantıda ise atalarının eserleri üzere yol alıyorlar. Kur'an'ın ne dediğini ya hiç önemsemiyorlar direk ölülere okuyorlar ya da atalarının eserlerine serpiştirilmiş ayetlere o eserlerde yüklenen anlamları din ediniyorlar.
Oysa Kur'an diyor ki :

Öğüt olsun diye Kur'an'ı kolay anlaşılır yaptık. Peki ya var mı öğüt alan! Kamer 17 22 32 40
Hâlâ Kur'an'ı anlamaya çalışmıyorlar mı? Yoksa kalplerinde kilitler mi var? Muhammed 24
Hâlâ Kur'an'ı anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer Kur'an Allah'tan başkasına ait bir kelam olsaydı elbet onda birçok çelişki bulurlardı! Nisa 82
Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka evliya diye birilerine uymayın! Az olsun düşünmüyorsunuz! Araf 3
Huzuru ilahide resulullah diyecek ki Ya Rabbi bu benim halkım Kur'an'ı terkedilmiş bir hale koymuşlar. Furkân 30

Sözün gerçek olmasının kanıtı mütevatir haber olması değil hakikate mütabık olmasıdır. Söylenen mütevatir bir ileti bile olsa mutlak hakikat olamaz dinde hüküm koyamaz.

Kur'an hiçbir yerde kendisine mütevatir bir sunum olarak çağırmaz. Hatta çoğunluğun söyleminin, anlayışının delil olmadığını gerek insanların çoğunluğunun kafir fasık olmasına vurgu yaparak gerekse bataklığa saplananların 'biz atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız' söylemine vurgu yaparak sunar.

Deniliyor ki yalan üzere birleşmesi mümkün olmayan topluluğun ilettiği haber kesin delildir sorgulanamaz. Oysa biz nice yalan üzere birleşemeyecek(!) kalabalıkların yalanda yanlışta birleştiklerine tanık oluyoruz.

Kur'an gerçeğe kanıt olarak hakikate mütabıklığı delil sunar. Mutlaka söylenenin gerçekliğinin hayatın gerçekleriyle birlikte bütün olarak akledilmesini, hakikate mütabıklığının tespit edilmesini ister. Söyleyenlerin sayısına değil söylenenin niteliğine bakılmasını tembihler. Tüm çoğunluğun inancına rağmen Allah'a yakınlaştırıcıların aracıların batıllığını sunar ve İbrahim'in tek başına hakka mütabıklığını vurgular. Kur'an hiçbir yerde Kur'an'ın Allah kelamı olmasına kanıt olarak mütevatirliğe, kelle sayısına vurgu yapmaz. Akla işlerlik katmaya çalışır ve zihni hayatın gerçeklerine yönlendirir. "Eğer göklerde ve yerde Allah'la beraber başka da ilahlar olsaydı göklerin ve yerin düzeni bozulurdu" (Enbiya22) der. Hakikati bizzat farkındalık üzerinden gerçeğe mütabıklık olarak mutmain bir kalp olarak inşa eder. Kur'an kendini tıpkı o günün insanına olduğu gibi bu günün insanına da mütevatir bir söylem ya da mütevatir bir ileti üzerinden değil hakikate mütabıklık üzerinden sunar ve der ki "Hâlâ Kur'an'ı anlamaya çalışmıyorlar mı Kur'an üzerinde kafa yormuyorlar mı? Eğer Kur'an Allah'tan başkasına ait bir söz olsaydı elbet onda birçok ÇELİŞKİ bulurlardı" (Nisa 82)

Bir müslüman olarak ben Kur'an'a mütevatir bir ileti olduğundan değil hakikatle mütabıklığına tanık olduğumdan iman ediyorum. Bu bakımdan "Bunlar gerçeği ortaya koymak üzere sana okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah'tan ve ayetlerinden sonra hangi hadise (söze) inanacaklar!" (Casiye 6) "De ki Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Allah göklerde ve yerde olanı bilir. Allah herşeyi hakkıyla bilendir!" (Hucurat 16) ve "O gün resul diyecek ki: Ya Rabbi bu benim halkım Kur'an'ı terkedilmiş bir hale koymuşlar!" ayetleri gereği mütevatir denilen hadisleri dahi Kur'an'a arz ederim. Kur'an'a uyanı alırım uymayanı çöpe atarım. Kur'an anlaşılması zordur diyenlere ise Allah mı anlatmaktan aciz yoksa sen mi anlayaMIZIKCISIN diye sorarım. Kamer 17 22 32 40. Ayetlere iman edip etmediğini ya da bu ayetlerden haberi olup olmadığını merak ederim...