18 Temmuz 2026 Cumartesi

Muhkem Müteşabih Meselesi

Muhkem Müteşabih Meselesini Doğru Okumak
Müteşabih ifadeler bağlamı olmadığında ya da dikkate alınmadığında farklı anlama yorulabilecek ifadelerdir. Muhkem ifadeler ise her halükarda net olan, bağlamına bakılsa da bakılmasa da mesajı açık olan ifadelerdir.

Mesela "Kur'an Allah'ın insanlığa mesajıdır" ifadesi bağlamı ne olursa olsun açık ve net bir ifade olarak muhkemdir.
Şimdi müteşabih bir cümle kuralım:

"Alevi ya da sunni fark etmez. Önemli olan müslüman olmak..."
Bu ifade Alevi de Sunni de aynıdır. İkisi de sapıklıktır hüsrandır. Alevisi de sunnisi de yanlıştadır. Doğru olanlar Alevi ya da Sunni olanlar değil müslüman olanlardır şeklinde okunabilir.

Bu ifade alevisi de sunnisi de müslümandır. İki gruptan birinde olmak ayrılık sebebi değil. Müslümanlık içinde farklılıklar zenginliktir. Neticede iki grup da müslümandır, kardeştir şeklinde de okunabilir.

"Alevi ya da sunni fark etmez. Önemli olan müslüman olmak..." İfadesini kullanan kişinin neyi kastettiğini net bilip anlamak ve ne demek istediğinden emin olmak ancak bu ifadeyi hangi bağlamda hangi konuşmada kullandığını bilmekle ve bu sözleri nasıl bir atmosferde ifade ettiğini dikkate almakla mümkün olabilir...

Kişi bir metine bir ifadeye bir sunuma iki farklı anlayışla yaklaşabilir. (Ali İmran 7)
Birinci yaklaşım metni anlama, hitabın kastını doğru okuma amaçlı yaklaşım olan "rasihune fil ilm" yaklaşımıdır. Rasihune fil ilm ilimde rusuh sahibi olarak yani ilmi bir yaklaşımla, anlama odaklı olarak, tutarlı bir okumayla, bağlamı bütünü dikkate alarak iyi niyetli, çarpıtmadan, kafasındakini metne giydirme hedefinden arınmış olarak okumadır. Bu tür okumada sunumu yapanın kastı sunumun bağlamında samimiyetle okunmaya çalışılır ve hitap edenin söylediğine anlam giydirmekten uzak durulur.

İkinci yaklaşım metni anlama amacından yoksun, söylenenin gerçek kastını görme amaçlı olmayan, sunucuya duyulan kin, nefret ve sevgiden kaynaklı ya da okuyucunun ezber bilgisinden, körükörüne inancından ve zihnindeki hurafelerden kuruntulardan kaynaklı metne kafasındakini, aradığını giydirme odaklı olan "fi kulubihim zeyğun" yaklaşımıdır. Bu yaklaşımda okuyucu için hitabın kastı, bağlamı ve iklimi, atmosferi önemli değildir. Önemli olan zihindeki kurguya benzeşik yorulabilecek cümleler bulmak ve kafasındakini metne, sunuma giydirebilmektir.

Rasihube fil ilim olanlar hepsi bir bütün içinde okunmalıdır der ve ukalalık yapıp hitabın sahibine kastını öğretmeye kalkmazlar, söyleneni anlama temelinde okurlar.

Fi kulubihim zeyğun olanlar hitabın ne dediği umrumda değil, bence bunu kastetmiştir diyerek metni kafalarındakine göre çarpıtabilmenin bahanesini ararlar.

"Fi Kulubihim zeyğun" yaklaşımıyla okumaya üç örnek

1-Hristiyanlar İsa nebinin Allah'ın Meryem'e müjdelediği ve kendisinin hayat verdiği kişi olmasını anlatırken "isa Allah'ın meryeme ilettiği kendi sözüdür (yani bizzat kendi ifadesiyle müjdelediğidir) ve kendinden bir ruhtur (yani kendi hayat verdiğidir) ifadesinden hareketle bağlamda dininizde aşırı gitmeyin dediği halde aşırı bir yorumla Kur'an'ın kendi batıl inançlarında olduğu gibi İsanın Allah'ın oğlu olduğunu söylediğini iddia etmişlerdir.

2. Sabih kanadoğlu meclis toplanma yeter sayısını bir tur için seçilme sayısına atfederek ilk turda 367 kişi meclise girmezse meclis oturumunu yapılmamışa atfedercesine cumhurbaşkanlığı seçimini sabote etmiştir.

3. "iki kocadan arda kalan" ifadesi sanki iki erkeğin artığı ifadesi gibi yorularak İslamoğlu bir bahane üzerinden mahkum edilmeye çalışılmıştır...

Ali imran 7. Ayette "müteşabih"in anlamı
Bazıları bu ayetteki müteşabih ifadesi için ayetlerin birbiri ile benzeşik ifadeler olması ve birbirini açıklaması yani Kur'an'ın Kur'an'la tefsir olunması tanımlamasını getiriyorlar.

Ali imran 7. Ayette zikredilen müteşabih kavramı için bu tanım doğru olsa idi ayet "kalplerinde eğrilik olanlar fitne çıkarmak için müteşabihin arayışına girerler" demezdi. Zira zikrolunan bu anlamıyla zaten müteşabihin arayışına girmek doğru olandır ve iyi niyettir. Bu yüzden böyle bir müteşabihin arayışına girilmesinin kalplerinde eğrilik olanlara nispet edilmesi ve yerilmesi makul değildir.

Ayetteki müteşabih ifadesi "kafasındaki hezeyana kitabı alet etmek isteyenlerin kendi hezeyan söylemleriyle benzeşiklik kurabilecekleri niteliği üretebildikleri Kur'an cümleleri" demektir. Mesela İsa Allah'ın oğludur şirkine Kur'an'ı alet etmek isteyenlerin nisa 171. Ayetteki İsa nebinin kelime ve ruh olması ifadelerini ayetin bağlamından cımbızlayarak kafalarındaki Allah'ın oğlu olma hezeyanına yamamaları gibi.

İşin doğrusu müteşabih denen ayetler kendi bağlamlarında zaten muhkemdirler ama kalplerinde eğrilik olanların fitne arayışlarında kafalarındaki ile müteşabihlik ilintisine sokulurlar. Esasen Kur'an'ın tamamı zaten kendi bağlamında muhkemdir. Zaten Kur'an bunu net ifade ediyor. Ama bazı ayetler var ki bağlamından koparılırsa dahi "fi kulubihim zeyğun" olanların kafalarındakine alet edilemeyecek kadar nettirler yani muhkemdirler.

Mesela "Allah'tan başka ilah yoktur" ayeti ve "Allah çocuk edinmemiştir"ayeti bağlamından koparılsa da fitnebazlara alet olamayacak kadar muhkemdirler. Bu netlikte muhkemler dışındaki ayetler ise her mezhebin Kur'an'dan kendilerine delil bulabilmelerinde olduğu üzere ayetleri bağlamlarından kopardıklarında kendi kafalarındakine alet edebilecekleri kadar müteşabihtirler...

İşte size İsa nebinin tanrılığı inancına alet edilen kelime ve ruh olması ifadelerinin geçtiği Nisa 171. Ayet ve ayetin bağlamında bütününde ifadenin çok muhkem olması gerçeği:

171.Ey Kitap ehli! Allah hakkında gerçeğin dışında söylemlerde bulunarak dininizde haddi aşmayın. Meryem oğlu İsa Mesih ancak Allah’ın resulüdür, Meryem’e ilettiği "sözüdür" ve Allah’tan bir ruhtur. Allah’a ve resulüne inanın. “Üçtür” söyleminde bulunmayın. Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah ancak bir tek ilahtır. Çocuk sahibi olma yakıştırmasından beridir şanı yücedir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. Vekil olarak Allah yeter.

Muhkemat ve müteşabihat...
Muhkem ayetler vardır bağlamında da bağlamından koparıldığında da nettir, apaçık sunumları vardır. Kur'an'ın anlaşılmasında ölçü alınacak ayetler bunlardır. İlahi mesajın özüdürler esasıdırlar. İlim olarak gerçeğin peşinde tutarlı bir yol tutanlar bu ayetleri esas alarak mesaja odaklanırlar. Bu ayetlerin penceresinden bakmadan diğer ayetler hakkında görüş edinmezler. Tüm ayetler Rabbimizin katındandır derler ayet çarpıtma peşinde muhkemlerden yan çizmezler. İşte bunlar "ulul elbab" olanlardır. Kur'an'ı ancak ulul elbab olanlar düşünebilir öğüt alabilir.

Bir de müteşabih ayetler vardır. Anlamları bağlamında bütününde nettir apaçıktır. Ama bağlamından koparıldığında istenen hezeyanla benzerlik bağlantısı kurulabilir, kafadaki hezeyan bu ayetlerle kotarılabilir. Mesajı anlamak değil de kafasındaki ideolojiyi, dini inancı, mezhebi Kur'an'a söyletmek isteyenler muhkemleri es geçerler müteşabihlerin ardına düşerler. Muhkemlerin penceresinden bakmazlar müteşabihleri eğip bükerler. Bunun için kafalarındakiyle müteşabihlik ilintisi kurgulayabilecekleri ayetleri bağlamından bütününden kopararak kendi zihin dünyalarındaki hezeyanlarla yeni bir bağlantı kurgularlar. Kelamın sahibinin ilettiği mesajı, hitap ettiği bağlamı umursamazlar, kendi hezeyan dünyalarının bağlamında istedikleri anlamı yüklerler. İşte böyleleri ulul elbab olmayanlardır. Kur'an, ulul elbaba "rasihube fil ilm" derken bu çarpıtma peşindekilere "fi kulubihim zeyğun" der. Yani bunların kalplerinde eğrilik olduğu için ayetleri hezeyanları doğrultusunda eğip bükerler.
Akıl var mantık var. Kitap kimin kelamıysa mesaj onun hitabının bağlamında okunmalıdır. Bir kelamdaki ifadeyi başka bir bağlamda yeniden kurgulamak hadsizliktir akılsızlıktır. Her söz kendi bağlamında bütünün bir parçasıdır. Nasıl ki duvardan çıkarılan bir tuğla tek başına anlamsız kalır, anlamı duvarında ifade kazanır, tıpkı bunun gibi her söz de bağlamından koparılınca hezeyana yamanır, eğer bağlamında okunursa hakikatine yol alır...


Ali İmrân 7 hakkında şöyle bir düşünelim inşaallah. 
İnsanlar inançlarını mezheplerini kültürlerini ezberlerini Kur'an'a söyletmek niyetiyle yani anlamak niyetiyle değil de anlam yüklemek niyetiyle Kur'an'a müracat ettiğinde ne yapıyorlar? İşlerine yarayacağını düşündükleri ayet arayışına giriyorlar ve bağlamından kopardıklarında kafasına uyacak, istedikleri gibi yorabilecekleri ifadeleri cımbızlıyorlar. İşte müteşabih meselesi budur. Bu yaklaşım tarzı fi kulubihim zeyğun olanların yaklaşımıdır. Kafasındaki ile ilintilendirebileceklerini düşündükleri ayetler zihinlerindeki açısından benzerlik arz ediyor yani müteşabih oluyor. Oysa Rasihune fil ilm olsalar yani iyi niyetle bütün ve bağlamda turarlılığı esas alarak yaklaşsalar o zaman kendilerince de net olan ifadeleri esas alacak ve Allah'ın çelişkili kelam etmeyeceğini (nisa 82) dikkate alarak tevili sadece sözün sahibinin bileceğini/ yapabileceğini hesaba katacaklar ve bağlamda bütünde Allah'ın tevilini /ortaya koyduğu gerçeği arayacaklardı.

Yani aslında bu ayet kötü niyetli olanların kafasına göre yorabilecekleri ifadelerin peşine düştüklerini, ilimde bağlam ve bütün içindeki tutarlılığı esas alanların ise net olan ve eğilime göre yorulamayacak olan ayetleri esas alarak tutarlı okuma yaptıklarını söylüyor. Esasen bu durum her kitap için böyledir. Anlamak isteyen anlar çarpıtmak isteyen çarpırtır...

Yani Allah diyorki sözün sahibi benim, neyi kastettiğimi en iyi ben açıklarım, mesajımı bağlamından sonra çarpıtmayın...

Müteşabih ayetler muhkem ayetlere benzeyen ve onları açıklayan ayetlerdir diyenlere soru-yorum...
1-Müteşabih ayetler eğer sizin dediğiniz gibi muhkeme benzeyen ve muhkemleri açıklayan ayetler ise müteşabih ayetlerin peşine düşmek neden yanlış olsun, neden müteşabih ayetlerin peşine düşmek eğri kalplilik olsun? Bu durumda müteşabih ayetlerin peşine düşmek eğri kalplilik olmayı değil samimiyeti ifade etmeli değil miydi? Zira bu durumda muhkemleri açıklayan ayetlerin peşine düşmek fitne çıkarmaya değil ancak doğru anlamaya amaç olabilirdi.

2-Eğer müteşabih ayetler muhkemleri açıklayan ayetler olsa ölçü alınması gereken, kitabın anası olması gereken ayetler müteşabih olanlar olmaz mıydı? Bu durumda muhkemin anlamının net, sağlam ,kesin değil de anlaşılması zor, başka açıklamalar olmadan anlaşılamaz demek olması gerekmez miydi?

Ali İmrân 7. Ayet aslında o kadar basit o kadar anlaşılır ki bütün mesele Rasihune fil ilm olmak.
Ama gel gör ki:
Büyük büyük alimler(!) bu ayetten hareketle manası anlaşılamaz, manasını sadece Allah'ın bildiği ve anlamaya çalışmanın sapkınlık olacağı anlamında bir müteşabih kavramı üretttiler ya da başka başka büyük alimler(!) manasını Allah bir de ilimde derinleşmişler bilir diye Allah ile kullar arasında Kur'an'ı anlayabilecek elitler ürettiler.
"Biz inandık, hepsi Rabbimizin katındandır" diyenlerin sadece rasihune fil ilm olanlar olması bile biraz düşünen için ilimde derinleşenler çevirisinin yanlış olduğunu, Allah ile kullar arasında derin ilim sahibi diye elitler üretmenin bu ayete aykırı olduğunu görmeye yeterdi.

Zira Bütün müminler "Biz inandık, hepsi Rabbimizin katındandır "demek durumunda olduğundan bütün müminler zaten Rasihune fil ilm olmak durumundadırlar. Rasihune fil ilm olmak mümimlerin bir vasfıdır. Fi kulubihim zeyğun olmak ise kafirlerin ve münafıkların vasfıdır.

Aslında bu ayet diyor ki: Kur'an'da konuşan Allah olduğundan neyi kastettiğini açıklama yetkisi onun tekelindedir. Bazı ayetler bağlamından koparılsa bile öteye beriye çekilemeyecek kadar nettir (muhkem). Bazı ayetler ise bağlamından koparıldığında öteye beriye çekilebilecek, kötü emellere alet edilebilecek niteliktedir (müteşabih ). Allah kastını bağlamda bütünde açıklamaktadır. Kalbinde eğrilik olanlar bağlamından kopararak ayetlere kafalarına esen anlamı yüklemeye çalışırlar. Rasihune fil ilm olanlar yani ilimde tutarlı yaklaşanlar ise bağlamı bütünü dikkate alarak nisa 82 gereği çelişkisiz okurlar ve Allah'ın teviline yani bağlamda bütünde ortaya koyduğu mesaja inanırlar.

Fi kulubihim zeyğun olanların Kur'an Küfrünü ve karanlığını artırır, rasihune fil ilm olanların ise Kur'an imanını ve aydınlığını artırır. Onun için Kur'an tüm insanlığa bir açıklama ama sadece takvalılara yani samimice gerçeğin peşinde olanlara hidayettir...

Kur'an'ın tevilini Ancak Allah bilir...
Tevil mana demek değildir. Tevil mastardır, isim fiildir. Gerçek kastını ortaya koymak demektir. Ayetler Allah'ın kelamı olduğu için ayetlerden gerçek kastını ortaya koymayı ancak Allah bilir. Allah gerçek kastını bağlamda bütünde ortaya koyar. Kendisi kastını açıklamayıp da bu yetkiyi kimselere bırakmış değildir. Vema yalemu tevilehu illellah onun gerçek kastını ortaya koymayı ancak Allah bilir demektir. Yoksa onun anlamını ancak Allah bilir demek değildir. Eğer öyle olsaydı ayetin "vema yalemu tevilehu illellah" değil "vema yalemu manahu illellah" olması gerekirdi...

Muhkem, müteşabih ve tevil meselesi...
Tevil sadece Allah'ın yetkisindedir. Zira kelam O'na aittir. Rasihune fil ilm ilimde derinleşenler demek değildir. Zaten Rasihune fil ilm olmak iman ettik demenin olmazsa olmaz şartıdır. Zira biz ona inandık. Hepsi Rabbimizin katındandır diyenler rasihune fil ilm olanlardır. Sanki sadece ilimde derinleşmiş bir elit tabaka sadece inandık diyecek diğerleri onlara uyacak gibi ilimde derinleşenler diye bir evliya ulema tabakası ürettiler.

Rasihune film ilm ilimde tutarlı yaklaşanlar demektir. Yani bazıları fi kulubihim zeyğundur. Ayetlerin bağlamını bütününü önemsemez. Ayeti bağlamından cımbızlar ve kafasına göre yorabileceği ayetlerin peşine düşer. Bazıları da rasihune fil ilmdirler. Yani ilimde tutarlı yaklaşırlar. Biz hepsine inandık derler. Ve bağlamı bütünü dikkate alırlar. Parçacı yaklaşmazlar. Sözün sahibi Allah zaten tevili bağlamda bütünde yapmıştır. Rasihune fil ilm olanlar tevil yapmaz sözün sahibinin tevilini sunumunun bağlamında tedebbür ederler ve Allah'ın teviline uyarlar. Allah’ın tevili dururken kendileri tevil etme hadsizliğine düşmezler...

Kur'an'da "vema yalemu manahu illellah" diye bir cümle yok "vema yalemu tevilehu illellah" diye bir cümle var. Ama çoğu insan tevilehu diye okuyor manahu diye anlıyorlar. Hal bu olunca da verilen mesajla istikamet bulacaklarına zihin bulanıklığıyla zanna kapılıyorlar. Ayıkla şimdi pirincin taşını. Efendim sadece Allah mı tevilehu imiş yoksa rasihune fil ilm olanlar da mı tartış dur. Kelamın sahibine ortaklar mı var ki onlar da tevilehunun faili olsunlar. Muhataplar ya fi kulubihim zeyğundurlar ya da rasihune fil ilmdirler. Ayet diyorki adam ol kelamın sahibine din öğretme. Fi kulubihim zeyğunluğunla karanlığa gömülme. Kelamı rasihune fil ilm olarak Rahman'dan dinle. Sen tevil edemezsin ancak tevili okuyabilirsin. Tevil kelamın sahibine aittir...

Fi kulubihim zeyğun ve erRasihune fil ilm
Fi kulubihim zeyğun anlama derdi olmayanlar, çarpıtma hevesinde olanlar demektir. Rasihune fil ilm ise fi kulubihim zeyğunun zıddı konumda olanlardır. "Rasihune fil ilm" ifadesi limde derinleşenler anlamında değildir. İlim olarak tutarlı yaklaşımı olanlar anlamındadır. Anlama niyetiyle samimice akledenler demektir.

Rasihune fil ilm olanlar ANENNA KULLUN MİN İNDİ RABBİNA derler. İfadeleri bir bütün olarak akladerler. Çarpıtmazlar, mantıklı düşünürler. Mesajı bağlamında okurlar ve inkarcı olmazlar.

"Rasihune fil ilm" ilimde derinleşenler olsaydı iblisin şeytan değil mümin olması gerekirdi. Zira iblis ilimde derindir ama yönelimde "rasihune fil ilm" değildir aksine "fi kulubihim zeyğun"dur. "Rasihune fil ilm" olan için mutlak netice "biz inandık hepsi Rabbimizin katındandır" anlayışıdır. Eğer ki "rasihune fil ilm" olmak ilimde derinleşmek demek olsaydı ilimde derinleşenler kafir ve iblis olamazdı. Oysa meselenin özü ilimden önce yönelimdir, bilgiden önce iyi niyettir.

Tevil kelimesine gelince bu kelime mana kelimesiyle karıştırılıyor. Oysa mana demek değildir, kastını ifade etmek, meselenin gerçekliğini ortaya koymak demektir. Kur'an'ın mesajı Allah'tan olduğu için kastolunanı kötü niyetliler kafalarındakine müteşabih cümle arayarak ifade edebilecek değillerdir. Kastını ifade etmeyi (tevil) ancak Allah bilir. Kula düşen cımbızlamadan çarpıtmadan ilimde tutarlı bakarak mesajı yani Allah'ın tevilini bağlamında okumaktır...

Rasihune fil ilm olmayan iman edemez. muttaki olmayan hidayet göremez...

"Rasihune fil ilm" ilimde derinleşenler diye birileri değildir. Mesajı doğru okuyabilmek ve iman edebilmek için "rasihune fil ilm" olmak olmazsa olmaz şarttır.

"Rasihune fil ilm" olanlar "fi kulubihim zeyğun" olmayanlardır. "Fi kulubihim zeyğun" olanlar "rasihune fil ilm" olmayanlardır. Yani okurlar ya "rasihune fil ilm" ya da "fi kulubihim zeyğun" modundadırlar. Üçüncü bir ihtimal yoktur.

"Fi kulubihim zeyğun" olanlar mesajı anlamak için değil istediğini söyletmek için kafasındakiyle benzeşik(müteşabih) kelimelerin cümlelerin arayışına girerler. Aradıklarını bulduklarında cümleyi bağlamından paragrafından alırlar ve kendi kurguladıkları allı pullu yaldızlı söylemleri arasında kitap adına ahkam keserler.

"Rasihune fil ilm" olanlar sözün sahibine kulak verirler. Tüm dertleri denileni doğru okumaktır yani mesajın sahibinin dediğini doğru anlamaktır. Bilirler ki mesajın sahibinin meramını mutlaka doğru sunabilecek olan sadece mesajın sahibinin kendisidir. Yani mesajın tevilini (gerçek meramını ifade etmeyi) ancak mesajın sahibi bilir, o yüzden konuyu ondan dinlemek gerekir.

Okura düşen bu tevili yani mesajın sahibinin ifade edeceği meramı doğru okumaktır. O yüzden cümleleri kendi bağlamında okurlar, paragrafından soyutlamazlar. Hepsi mesajın sahibinin ifadesi diyerekten ortaya konan gerçekliği, mesajın sahibinin meramını parçalamadan her cümleyi kendi bütünlüğünde aklederek okurlar ve biz hepsine inandık hepsi Rabbimizin katındadır derler. İşte bu "huden lil muttakin" ifadesinin bir tezahürü olur.

"Fi kulubihim zeyğun" olanlar için netice "inkarcıları uyarsan da uyarmasan da onlar için fark etmez" gerçeğinin tezahürü olur. "Rasihune fil ilm" olanlar için netice "Bu Kur'an takvalılar için hidayettir" gerçeğinin tezahürü olur"

Kur'an'ı okumada "fi kulubihim zeyğun" olmak da "rasihune fil ilm" olmak da bir niyet ve yönelim meselesidir. Mesele şudur: Dini sahibinden mi okuyacağız yoksa dinin sahibine kendi dinimizi mi öğreteceğiz...

Peki "fi kulubihim zeyğun" kim "rasihune fil ilm" kim? Herkes kendini doğru görür ötekini yanlış görür.

Mesele şu: Allah Kuran'da insana konuşuyor insana ayna tutuyor. Bu bakımdan tutulan aynadan herkes kendi özüne baksın. Ömür dediğin kısa ve herkes aslında niyetini arayışını bilir. Atalar dinini arayan da mezhebini tarikatını onaylatmaya çalışan da neyin peşinde olduğunu bilir. Acaba kitabın sahibi ne diyor diye tüm derdi kitaptaki mesajı doğru okumak olan ve atalardan edindiği bir mezhebe uymak diye bir derdi olmayan da neyin peşinde olduğunu bilir. En önemlisi ise alemlerin Rabbi kalplerin özünü bilir.

Mesele şu: Ataları üzerinde bulduğumuza göre mi uyacağız yoksa ayetlerin/delillerin tuttuğu ışığa göre mi uyacağız.

Elhamdülillahi Rabbil alemin: Değerlendirme alemlerin Rabbi Allah'a aittir. VesSELAM

Ali İmran 7. Ayet "fi kulubihim zeyğun" olma "erRasihune fil ilm" ol ki kitap ile aydınlanma yaşayabilesin diyor...
Her okur ya "fi kulubihim zeyğun" olarak okur ya "erRasihune fil ilm" olarak okur. "erRasihune fil ilm" ilimde derinleşenler diye birileri değildir. "fi kulubihim zeyğun kitabı emeline alet etmeye koyulandır, rasihune fil ilm ilimde tutarlı ve sağlam yaklaşım üzere olandır. Fi kulubihim zeyğun kafasındakine müteşabih yani benzeşik kelimeler peşinde koşar rasihune fil ilm her kelimeyi kendi bağlamında ve her cümleyi kendi bağlamında tutarlı bir bütünlük üzere anlamaya bakar. Fi kulubihim zeyğun kitabı kafasına göre yorar rasihune fil ilm kitabın aydınlığına akar. Aydınlanmanın ve inanmanın olmazsa olmaz şartı rasihune fil ilm olmaktır ve ancak rasihune fil ilm olanlar amenna der kitabı anlar ve iman eder. Rasihune fil ilm ilimde derinleşenler diye elit ulema evliya etiketli birileri olsaydı Kur'an'ın herkese hitap olması anlamsız olurdu ve ilimde derinleşenler diye elit birileri dışında kimsenin kitaba imanı diye bir şey olmazdı. Rasihune fil ilm elit birileri olsaydı Araf suresi 3. Ayetin hiçbir anlamı kalmazdı.

3.7.Mesajı sana indiren O’dur. Ondan Mesajın esası olan net hükmolunmuş deliller de vardır benzeşikliği olan diğerleri de vardır. Kalplerinde eğrilik olanlar sırf fitne çıkarmak ve istedikleri gibi yormak için ondan benzeşikliği olanların ardına düşerler. Onun gerçek kastını sunmayı ancak Allah bilir. İlimde tutarlı duruşu olanlar “Biz ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır” derler. İllaki yaklaşımı makul olanlar düşünüp anlar.