4 Ağustos 2026 Salı

Süleymaniye vakfına cevaplar

"bilenler topluluğu" usulü ve hikmeti üzerine
(Süleymaniye vakfı - Abdülaziz Bayındır) gurubunun kitap ve hikmet usulü iddiasına reddiye.
"li kavmin yalemun" ifadesi birilerinin dediği gibi "bilenler topluluğu için" anlamında olsaydı Kur'an'daki "li kavmin yuminun" ifadesinin geçtiği ayetler anlamsız olurdu ve Kur'an çelişik olurdu. Mezhep olmak için önce usul diye birşey üretmek lazım. Zira mezhep olmak bir zihniyeti ifade eder. Okuyuculara bir zihniyeti üretecek gözlük takmanın adıdır mezhepçilik. O bakımdan tarihte ya da bugün Kur'an'la halkın arasında bir koltuk edinmeye çalışan herkes usul söylemiyle hikmet ikilemiyle bir gözlük üretmişlerdir...

Kur'an bilenler topluluğu için mi açıklanmışmış(!)
"Kur'an bilenler topluluğu için açıklanmıştır" söylemi bir safsatadır. Tam aksine Kur'an bilmeyenler için bir açıklamadır ki gerçeği bilsinler öğrensinler anlasınlar. Kur'an bizzat resulullah için "sen kitap nedir iman nedir bilmezdin" tespitini yapar. Kur'an ümmi bir topluma bilenler anlayanlar olsunlar diye vahyolunmuştur. "Likavmin yalemun" ifadesini "bilenler topluluğu için" diye okumak Kur'an'ın "ey insanlar ey inananlar" hitabını boşa çıkarmak olur. Kur'an öyle mushafın içinden ayetler toplanarak çıkarılarak bağlanarak çözülerek bütünleştirerek çözümlenerek üç bilinmeyenli denklem çözer gibi bilgi üretilecek bir hitap değildir. Kur’an anlayacaklar anlama niyetinde olanlar anlama gayretinde olanlar için gerçeği açıklayan bir hitaptır hepsi bu. "Li kavmin yalemun" ifadesinden hareketle Kur'an'ın açıklamalarını bilenler topluluğu diye bir yerlere atfetmek Kur'an'ı ya hiç anlamamaktır ya da bilinçli olarak çarpıtmaktır. Kur'an'ın indiği toplum hem bimeyenlerdi hem mümin olmayanlardı. Ama Kur'an kendini hem yalemun olanlar için hem yuminun /muminun olanlar için açıklama ve delil sunmuştur. Yalemun olmak ve yuminun olmak kişinin sıfatını anlatır ki bilme iradesi ortaya koymayı, ilim üzerinde olmayı, cehaletten kaçınmayı anlatır ve inanası olmayı, delillerle inanç edinmeyi, inkârcı bir yobazlığa gömülmemiş olmayı ifade eder.
Yani Kur'an anlayacaklar için ve inanacaklar için nice açıklamalar ve deliller sunan zihin aydınlığı bir hitaptır...

Ulema cühela ya da avam havas meselesi
Ulema denen din adamları sınıfı Allah'ın kitabıyla Allah'ın kulları arasında evliya olmaya çalışan saptırıcılardır. Bu konuda akleden için Araf 3. Ayet yeterlidir. Bu sınıfın Kur'an Kur'an deyip siz Kur'an okuyun ama kendiniz Kur'an'dan hüküm çıkarmayın bizi dinleyin, bu iş uzmanlık işi diyenleri saptırıcıların önde gidenleridir.

Hele Kur'an Kur'an deyip "Kur'an bilenler Topluluğu için açıklanmıştır" diye çarpıtan ve Kur'an geldiğinde bilenler Topluluğu olmak bir yana peygamberin bile kitap nedir iman nedir bilmez olduğunu ve Kur'an'ın "anlayacak olanlar için" bir beyan olduğuna anlayamayanlara ne demeli?

Bu ulema sınıfı madem çok biliyorlardı madem alimlerdi neden herbiri farklı telden çalar. Bazıları mı cahil bazıları mı alim yoksa ilim dedikleri mi Allah'ın sunduğu değil?

Kur'an Allah'ın has kullarını "onlar sözü dinler ve en uygununa uyar" diye ifade etmiş ve "deki delilinizi getirin" diyerek isimleri değil delilleri dikkate almamızı öğütlemiştir. Sözü dinleyip en uygununu dikkate almak ancak en uygununun ne olduğunu fark edebilmekle mümkündür. Bu durumda sözü dinleyip uygununu alan o konuda alim yani ilme ulaşan kimsedir. Kur'an ilim sahibi olmadığımız şeyin izinden gitmeyi yasaklamıştır. Ulema ya da değil kim olursa olsun söylediği ancak bir görüş olarak dinlenebilir ve makamı mevkisi ünvanı değil sunduğu deliller dikkate alınabilir...


كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

(Fussilet 41:3)

Bu öyle bir mesajdır ki anlayacak olanlar için delilleri apaçık net bir okuma olarak ayrıntılı olarak sunulmuştur..

"Li kavmin yalemun" ifadesi bilen bir toplum için demek değildir. Aksine "anlayacak olanlar için anlama niyeti ve gayretinde olanlar için" demektir. Muzari fiil hal ve devamı itibariyle bir işin üzerinde olmayı ifade eder önceden o işi edinmiş olmayı ifade etmez. Kur'an indiğinde yani inerken muhatapların bilen bir toplum olması bir yana Resulullah bile mesaj nedir iman nedir bilmezdi...

Ulul elbab olmak ya da rasihune fil ilm okumak
Kur'an'ı anlamanın öğrenmenin tek şartı ulul elbab olarak okumaktır. Yani önyargılarla kilitlenmemiş temiz akılla okumak.
Dini Kur'an'dan önce başka kitaplardan okuyanların ellerinde Kur'an önceden edindikleri dine göre yormalarından başka bir işe yaramaz. Oysa Kur'an bir zihin inşası projesidir. Önce usul edinip Kur'an'ı anlamaya çalışmak at gözlüğü takmaktır. Oysa Kur'an'ı anlamanın usulünü de Kur'an'dan okumak gerekir. Kur'an okuyacak kişinin edinmesi gereken evrensel usul şudur ki bir kitap okuru mutlaka kitabı önyargısız olarak ve bütünlük içerisinde okumalıdır. Kendisi konuşturmak için değil yazarı anlamak için okumalıdır. Apaçık cümleleri esas alarak çelişkisiz bir algı üzere okumalıdır. Bu evrensel usul ile Kur'an iklimine girmeye çalışana Kur'an kendisini açacak ve daha nice usul kaideleri sunacaktır.
Muhammed 24 / kamer 17,22,32,40 / nisa 82 /maide 101 /casiye 6 / hucurat 16 / Araf 3 / Furkan 26-30 ve daha nice usul ayetleri...

Kimin Anlattığı Din İndirilmiş 
Din ve Kur'an İslam'ı Söylemi Üzerine 
İndirilmiş din kimsenin anlattığı din değil Kur'an'ın anlattığı dindir. Ama bazılarının Kur'an'ı her türlü yoruma açık, anlaşılması zor havada bir metin olarak sunup Kur'an'a rağmen din kotarması en hafif söylemiyle ahlaksızlıktır.
Kur'an'ın temel ilkesi tevhittir onda bile ihtilaf vardır. Ayet orda ama işin yorum kısmı var diyen zihin aslında şunu diyor. Kur'an istediğin şekilde yorabileceğin, ölçü olamayacak, havada bir metindir. Esasen bu kafa bunu açıkça da ifade ediyor. Oysa böyle bir ifade Kur'an'dan nasipsizliğin dik alası olup Kur'an'ı işlevsiz görmek anlamına gelir.
Bu algının baş müsebbibi Kur'an'ı Kur'an'dan değil usulden tefsirden hadisten fıkıhtan okumaktır. Zira böyle bir okuma Kur'an'ın hayat hakkında ne dediğini okumak değil, birilerinin Kur'an hakkında ne dediğini okumaktır.
Bu ifadeleri Kullanan bir kişi en başta Kur'an'ın apaçık, anlaşılır ve ayrıntılı bir kitap oluşunu inkar etmiştir. Bu zihnin mantığında Kur'an net anlaşılabilecek açıklıkta ve ayrıntı verecek netlikte bir kitap değildir. Bu zihnin sahipleri din hakkında usulünden hadisine fıkhından tefsirine kadar binlerce kitabı okumuşlardır. Ama emin olun bu kafanın sahipleri asla Allah'ın dinini Allah'ın kitabından yani Kur'an'ı Kur'an'dan okumamışlardır. Bu yüzden ikide bir Kur’an İslamı söyleminin tehlikesinden, Kur'an'ın istediğin gibi yorulabilecek havada boşlukta işlevsiz bir metin oluşundan ve Kur'an'ın ölçü değil ölçülen oluşundan söz ederler.
Bu kafa Kur'an'a iman etmemiştir. Aksine birilerinin Kur'an hakkındaki söylemlerine iman etmişlerdir. Zaten bunun böyle olduğunu kendileri de ifade ediyorlar ve sunni kültürde doğdukları için sunni olduklarını Şii kültürde doğsalardı Şii olacaklarını utanmadan söylüyorlar. Yani bunlar bu günkü hristiyan kültürde ancak hristiyan olabilecek, barbar kültürde ancak barbar olabilecek kafalardır. Bunlar gerçeğin arayışında değil Kültürün ölçüsünde yol alırlar.
Maide 101 derki Kur'an'ın sustuğu konuda Allah sizi serbest bırakmıştır. Bunlar derki Kur'an'da şu şu konular yoktur. Bu yüzden Kur'an din olarak yetersizdir.
Hud 1 2. Ayetler derki Kur'an gerekli tüm ayrıntıları vermiş ve Allah tarafından açıklanmış bir kitaptır. Bunlar derki Kur'an genel ifadeleri olan ayrıntı vermeyen, yeterli olmayan bir kitaptır.
Yasin 69 70. Ayetler derki Kur'an apaçık bir kitaptır. Bunlar derki Kur'an kapalıdır, anlaşılamaz. Bu yüzden ilk anlamı bulmak için ilk tefsirlere bakmak lazım.
Kamer 17 22 32 40 der ki Kur'an öğüt almak için okuyacak olana anlaşılması çok kolay bir kitaptır. Mesele öğüt almaya niyetlenmek ve gayret göstermek. Bunlar derki Kur'an havada bir metin, anlaşılamaz, lastik gibi her tarafa bükülebilir.
Bu kafaya şunu demek lazım: İyi de senin kafan öğüt almaya değil de hezeyan yapmaya odaklanmışsa Kur'an ne yapsın!
Nisa 82 derki Kur'an'da çelişki varsa Kur'an Allah'ın kitabı olamaz. Bu kafa derki Kur'an'da bir sürü çelişki var. Bu yüzden usulü bilmek ve hangi ayet hangi ayeti çöpe atmış bunu tespit etnek lazım.
Bu kafaya denecek şudur: Kur'an ölçen kitaptır ölçülen değil. Senin usul dediğin kitabı kim yazdıysa ölçüyü o koyduğundan senin tanrın o olur. Müslümanın ölçüsünü Allah koyar. Kendi anlama usulünü vermeyen kitap Allah'ın kitabı olamaz.
Allah Kur'an okuma usulü olarak kamer 17 22 32 40. ayetlerde iyi niyetli olmayı, öğüt almaya odaklanmayı öğütlerken nisa 82. ayette ayetleri döğüştürmemeyi çelişkisiz bir bütün halinde okumayı emreder. Bu okumayı yaparken ali İmran 7. Ayette de eğri kalple her tarafa çekilebilecek ayet arayana kadar net olan ayetlere iman et de diğer ayetleri o ayetlere ters yorma der.
Casiye 6. Ayet başka hadisleri başka kitapları değil Kur'an'ı ölçü edin Kur'an'ı usul edin der.
Casiye 6. Ayet Allah'tan ve ayetlerinden sonra hangi hadise hangi söze inanacaklar derken Bu kafa Kur'an'ı yeterli görmediği için Kur'an'ı ölçü edineceğine başka usulleri başka hadisleri ölçü alarak Kur'an'ı mahkum eder.
Bu kafanın Kur'an havada bir metindir, ne tarafa çekersen o tarafa gider söylemleri benim onlara iftiram değil onların Kur'an'a iftiralarıdır. Eğer bu kafanın bu hezeyanları doğruysa demekki Allah ne dediğini bilmeyen, maksadını anlatamayan, çelişkiler yumağı ifadeler kullanan bir Rab ve kitabı da eline alanın zihnini bulandırmaktan başka işlevi olmayan bir kitap. O zaman neden bu kafalar tefsir diyerek Kur'an'dan yemek yiyorlar. Açıkça Kur'an'ı inkar etsinler ya da çöpe atsınlar daha samimice olur.
Bu kafaya Casiye 6 Allah'tan ve ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar diyor. Hucurat 16 Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz diyor. Furkan 30 kıyamet günü peygamber "bunlar Kur'an'ı terketmişler" diye Allah'a şikayet edecek diyor...

Kur'an'ı Kur'an'la açıklama usulü söylemi üzere tekel oluşturmak 
Bu söylem ile muhatabını efsunlayanlar "Biz bir ekiple çalışıyoruz, Kur'an alimler topluluğu için açıklanmıştır, Kur'an'ı Kur'an'la açıklama usulune göre biz açıklıyoruz" diyerek bana yazdırıldı diyenlerin aksi bir cephede ama onların hak ölçü bizde sunumuna benzer bir sunum yapmış oluyorlar. Israrla Kur'an'ı Kur'an'la açıklama usulü ve Kur'an alimler topluluğu için açıklanmıştır" edebiyatını yapıyorlar... Ama görüyoruz ki bu cephenin hocası koca alim ekranlarda Kur'an'ın Kur'an'la açıklanma usulu adı altında savunduğu nice nice görüşlerini değiştirmek durumunda kalıyor. Bugün Kur'an'ın Kur'an'la açıklanma usulu diye sunduklarının daha nicesinde yanıldığını yarın söylemeyeceğinin garantisi ne? Zaten mushafla kitabı ayıramadığı için Kitap Kur'an peki hikmet ne diye sorarak rivayet bataklığında hikmet arayan o değil mi...

"Kur'an üzerinde bireysel çalışmanın yanlışlığı" söylemi safsatadır
Zandan bataklığa ya da ilimden aydınlığa bir durum. İlim, "Alimler topluluğu" söylemiyle inşa edilmez. İlim, zemini sağlam, duruşu tutarlı, yükselişi istikrarlı, aydınlığa uzanan ispatlı sunumuyla inşa edilir.
Kur'an nisa 82. ayet Kur'an'ın en önemli özelliğinin mantıksal tutarlılık olduğunu söylüyor. Kitabın hem kendi iç tutarlığını hem hayatla, fıtratla, gerçekle olan tutarlılığını kelamullah oluşuna delil sunuyor.
Ama "Kur'an ve sünnet bütünlüğü" moda söylemi üzerinden "Kitap kur'an peki hikmet ne" sorusuyla önlerini açmaya çalışan bir sayın hocamızın "Alimler topluluğu" şimdilerde bir yazarının kaleminden seri olarak "Kur'an üzerinde bireysel çalışmanın yanlışlığı" iddiasını dillendiren yazılar dökmeye başladı.
İlgili yazarın vakıf adına makalesi belirttiğim gibi Kur'an'ın alimler topluluğu için açıklanmış olduğu ve Kur'an üzerinde bireysel çalışmanın yanlış olacağı iddiası üzerine kurulu. Fussilet suresinin 3. ayetindeki "Li kavmin yalemun" ifadesinden hareketle Kur'an'ın alimler topluluğu için açıklandığını vurguluyorlar ve Kur'an'ı bireysel anlama çalışmasının yanlış olacağını iddia ediyorlar. Bu iddialarıyla delil getirmiş oldukları 3. ayeti bile anlayamadıkları ortaya çıktığından, durumları Kur'an'ı alimler topluluğu olanlar anlayabilir tezine muhalif düşüyor ve böylece farkına varamadan kendilerini çürütmüş oluyorlar.
İlgili vakfın ayete yaptığı çeviri şudur. "Bu bir kitaptır ki ayetleri, bilenler topluluğu için Arapça kur’ânlar (kümeler)[*] halinde açıklanmıştır".
Bir defa bu çeviri sahiplerine şunu söylemek lazım: Bilenler topluluğu Kur’an’ı niye anlasınlar ki? Zaten anlamışlar ki bilenler topluluğu olmuşlar değil mi? Kur’an aydınlatıp bilenler yapmıyor da sadece bilenleri aydınlatıyorsa ne fonksiyonu kalır? Oysa Kur'an sadece bilenler topluluğu diye birilerine hitap etmez. Kur'an düşünen akleden, anlama niyeti olan zihinleri aydınlatarak bilenler toplumu inşa eder, cehalet toplumlarını ortadan kaldırır.
Bu vakfın ve ilgili yazarın "Kur'an bilenler topluluğu için açıklanmıştır" ve "Kur'an' üzerinde bireysel okumalar yapmak yanlıştır" söylemleri doğru olsa yani fussilet suresi 3. ayet bunu söylüyor olsa bir defa Kur'an çelişkiler yumağı bir kitap olur ve artık Allah kelamı olamaz. İlgili vakfın bu ayete yüklediği anlam en başta Araf suresi 3. ayete aykırıdır. Zira ilgili ayet şöyle der: Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka evliya(rehberler, otorite makamlar) diye birilerine uymayın. Az olsun düşünmüyorsunuz. Oysa vakfın ayete yaptığı yorum insanları Kur'an'a uymaya değil bilenler topluluğuna yani evliyaya uymaya çağırmış oluyor ama farkında değiller. İlgili vakıf ilk önce Nisa 82. ayeti iyi özümsemeli. Nisa 82. ayet diyor ki Kur’an’da çelişki varsa Kur'an Allah'tan olamaz. Vakfın fussilet suresi ayetine yüklediği anlam Furkan suresinin 26-30. ayetlerinin bağlamındaki mesajla da çelişmektedir. Zira Furkan suresi ayetlerine göre Kur'an'a uymak yerine birilerine uyanlar birilerinin anladıklarına uyanlar ahiret günü ah vah edeceklerdir.
Fussilet Suresinin 3. ayetinin vakfın iddia ettiği gibi Kur'an'ın bilenler topluluğu diye birilerinin anlayabileceği şekilde açıklandığı teziyle alakası yoktur. Ayetin dediği şudur. "Kur'an öyle bir kitaptır ki ayetleri apaçık net sunumu olan bir kur’an olarak anlayacak olanlar için açıklanmıştır". Yani Kur'an, anlama niyeti olan ve bu yolda gayretli olan herkes için kamer 17 22 32 40. ayetler gereği öğüt almak için okunması gereken açıklanmış net bir kitaptır.
Aksi taktirde Casiye 6. ayetin, Araf 3. ayetin Furkan 30. ayetin sunduğu hakikat buharlaşmakta ve Kur'an'ı anlama yetkisi "alimler topluluğu" olan vakfın tekeline girmektedir. İlham diyerek meseleyi tekeline almakla alimler topluluğu diyerek meseleyi tekeline almak arasında ne fark olabilir? Biraz olsun akledenler bu vakfın bilerek ya da bilmeyerek mesajı bağlamından saptırdığını fark edebileceklerdir.
Şimdi gelelim vakıf yazarının iddiasına delil sunduğu durumlara. İlgili makaleleri vakfın sitesinden okuyarak delillerine bakabilirsiniz. Yazarın delil diye sunduklarının delil olmakla yakından uzaktan alakası yoktur. İlgili söylem adeta zemininden kopmuş, toprak ile bağlantısı kalmamış, gövdesi topraktan beslenemediği için mahvolmuş bir ağaç misali kupkuru bir söylem olmaktan ileri gidememektedir.
Şöyle ki: Yazar delil olarak Kur'an üzerinde bireysel anlama çalışmaları yapan bazı hocaların bazı ayetler hakkındaki yorumlarını alarak, bu yorumların yanlış olduğuna vurgu yapmakta ve bu yanlışlığın sebebi olarak da bireysel çalışmalarını sunup Kur'an'ın bireysel olarak anlaşılamayacağına, alimler topluluğu için açıklanmış bir kitap olduğuna dayanak oluşturmaya çalışmaktadır.
Yani sayın yazarımız nasıl bir alim ise, zira alimler topluluğunun bir bireyi olarak alim olma zorunluluğu var, mantık hatası yaptığının farkında olamamaktadır. Eğer yazar haklıysa bireysel hata yapanların durumları üzerinden değil alimler topluluğu olarak okuyanların hatasızlığı durumları üzerinden delil sunması gerekir. Yani yazarın haklı olabilmesi için alimler topluluğu olarak Kur'an üzerinde çalışanların ayetleri doğru anlama noktasında asla hiçbir zaman yanılmadıklarını ispatlayabilmesi gerekir.
Oysa sadece iki örnek bile alimler topluluğu diye çalışan vakfın önceki okumalarında yanlış anladıklarını fark etmiş olacaklar ki bazı görüşlerini değiştirdiklerini ortaya koymaktadır. Bu durumda ilgili vakfın bu günkü anladıklarının doğruluğunun bir garantisi olamayacağı gibi, yarın bu görüşlerini değiştirmeyeceklerinin de bir garantisi yoktur.
Netice olarak bu durumda "Kur'an'ı alimler topluluğu anlar, Kur'an'ı bireysel olarak okumak yanlıştır" iddiası boştur, batıldır, mesnetsizdir.
Gelelim vakfın değiştirdiği iki örnek görüşe. Alimler topluluğu olarak çalışan vakıf yıllarca kadınlar özel durumlarında namaz kılamaz derken ve buna ayetteki "Allah sizi temiz kılmak istiyor, size zorluk çıkarmak istemiyor" ifadesini delil getirirken şimdilerde bu durumda namaz kılınabileceği görüşüne gelmişlerdir. Vakfın hocası yıllarca Nisa 34. ayetteki darb ifadesini fiziksel şiddet anlamında dövmek olarak ısrarla savunurken şimdi geldikleri aşamada ayetin çevirisinde ilgili bölümdeki darb fiiline onları dövün değil de onları kendi hallerine bırakın çevirisini yapmışlardır.
Selam olsun dini Allah'a has kılanlara.
Rabbinizden size indirilene uyunuz. Ondan başka evliya diye birilerine uymayınız! Az olsun düşünmüyorsunuz! (Araf 3)
Öğüt olsun diye Kur'an'ı kolay anlaşılır yaptık. Peki ya var mı öğüt alan? (Kamer 17 22 32 40)

Kur'an bilenler topluluğu için açıklanmıştır söylemi
Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka evliya diye birilerine uymayın. Az olsun düşünmüyorsunuz! Araf 3 Bu memlekette kendi istediği gibi Kur'an'ı yorabilmek için, kendi ihdas ettikleri usule göre Kur'an'ı okuyabilmek adına Kur'an'a 'Kur'an'lar yani kümeler' diye anlam yükleyenler bile var. Böylece ayet kümeleri birbirini açıklar diyorlar sonra da ama herkese değil bilenler topluluğuna açıklar diyerek Kur'an'ın bireysel okunamayacağını vurguluyorlar. Bir de kendilerince ihdas ettikleri usul diye bir şeyin bilgisine kendileri sahip olarak Kur'an bilenler topluluğu için açıklanmıştır" vurgusuyla kendi birlikteliklerine 'bilenler topluluğu' makamında dinde pay üretiyorlar. Yani anlayacağınız Kur'an birey olarak bizim okuyup anlayacağımız bir kltap olmuyor, bundan çok öte birşey oluyor ve bu bilenler topluluğu olarak ahkam kesenler bize dinde ahkam kesme makamına kuruluyor. Eğer ayet bilenler topluluğu için açıklanmışsa o zaman bu bilgelere sormak lazım demekki Araf 3. Ayet yanlış, ümmet birey olarak Kur'an'a uymamalı bilenler tpluluğu olarak size bilenler topluluğu (evliya) makamında bağlanmalı(!) Kur'an inerken bilenler topluluğu varmış gibi ayetlerden safsata üretenler siz daha Kur'an'ın ümmiler topluluğuna indiğinden bile haberli değil misiniz? Yoksa size göre ümmiler topluluğu bilenler topluluğu mu demek. Bilenler topluluğu için nadem Kur'an indirildi açıklandı o zaman zaten biliyorlar Kur'an'a ne gerek var ki? Daha "li kavmin yalemun" ifadesinin bilenler topluluğu anlamında değil anlayacak olanlar için anlamında olduğununu, anlama niyeti olanlar için Kur'an'ın ayrıntılı bir sunum olmasının vurgulandığını göremeyen sizlerin bilenler topluluğu olmanız kime göre? Hem siz daha bilenler topluluğu olarak "kitap Kur'an peki hikmet ne" diye sorarak sanki Kur'an'dan başka da inen vahyolunan kitaplar varmış gibi hikmet söylemi üzerinden başka kitaplardan din üreten kimseler değil misiniz? Madem öyle hikmet diye Kur'an'dan başka bir kitap da mı vahyoldu? Peki Kur'an sadece kitap ve hikmeti indirdik demiyor zikri de furkanı da nuru da indirdik dediğine göre o isimler altında da Kur'an'dan başka kitaplar arıyor musunuz? Peki ya siz bu kadar hikmetli okuyorsunuz da "çocuklarınız sizin için imtihandır, sizi zor bir intihandan geçireceğiz" diyen kitapta kehf suresindeki ayeti Allah'ın bir çocuğu anne babasına imtihan olmasın diye öldürmesi hem de bilerek değil korkarak anne babasını imtihan etmemek için çocuğun hayatına son vermesi olarak nasıl okuyabildiniz? Yani Allah o anne baba için imtihan ilkesinden vaz mı geçmiş? Yani Allah bunu da net bilmediği halde sırf o anne baba sapıtabilir korkusuyla mı yapmış? Eğer sizin bu iddialarınız doğruysa nisa 82. Ayeti dikkate aldığımızda Kur'an acaba kimin kitabı oluyor hiç düşündünüz mü? Bana Allah yazdırıyor bildiriyor diyerek dinden makam edinenlerle Allah Kur'an'ı bilenler topluluğu için açıklamıştır deyip kendi bilgeler heyetine pay üreterek Kur'an'ı bireysel okumak yanlıştır diye bir safsata üretenler arasında netice olarak Allah'ın kitabı ile Allah'ın kulları arasına girme bakımından bir fark görebiliyor musunuz..

Kur'an bilenler topluluğu için açıklanmışmış(!)
Bilenler zaten biliyor bilenler için niye açıklansın buna ne gerek var? Bilenler topluluğu için açıklanmıştır çevirisindeki çelişkiyi göremeyen bilgeler var. Madem Kur'an bilenler topluluğu için açıklanmışsa Kur'an'ın muhatapları nasıl ümmiler oluyor ve cahiliye toplumu oluyor? Kur'an bilenler topluluğu için açıklanmışsa Araf 3. Ayet neden bilenler topluluğuna uyun demiyor da "Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka evliyaya (bilenler topluluğu diye birilerine) uymayın. Az olsun düşünmüyorsunuz!" Buyuruyor. Kur'an zaten cahiliye toplumundan bilenler inşa etmek için vahyolundu. Yani Kur'an bilenler topluluğu için değil "anlayacak olanlar için, anlama niyeti olanlar için" açıklanmıştır...

Bayındır hoca ve ekibinin Fussilet 3. Ayete verdiği anlam
Böyle bir okuma eğer doğruysa Fussilet 4. ve 5. Ayetlerin ne anlamı kalır? Eğer Allah Kur'an için 'bilenler topluluğu' diye birilerine açıklanmıştır diyorsa bireylerin 'biz anlamıyoruz, kalbimiz bu mesaja kilitli' demesinden daha doğal ne olabilir... İşte Bayındır heyetinin ayete yaptığı yorumlar بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla, (Fussilet 41/1) حم HA! MİM! (Fussilet 41/2) تَنْزِيلٌ مِنَ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ Bu (Kitap) iyiliği sonsuz ve ikramı bol olan Allah tarafından indirilmiştir. (Fussilet 41/3) كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ Bu bir kitaptır ki ayetleri, bilenler topluluğu için Arapça kur’ânlar (kümeler)[*] halinde açıklanmıştır. [*] Birbirini tamamlayan âyetlerle oluşturulan kümeler. Ayetler arasındaki bu ilişki Al-i İmran 7’de anlatılmıştır. Özetle, bir konuda MUHKEM (açıkça hüküm veren) bir ayet, o ayete benzeyen ama aynı olmayan MÜTEŞABİH (benzeyen) ayet, ve onlara da benzeyen herbiri için en az iki olmak üzere müteşabih alt ayetler. Bu ayetler kümesi, bilenler topluluğu tarafından uygun akademik ve ilmi çalışmalarla bir araya getirildiği takdirde bir konuda doğru hükme yani hikmete varabilmek mümkün olmaktadır. Kur’anı Kerim sonsuz sayıda alt kur’an’lardan oluşan ve her şeyi açıklayan Kitap’tır. Konu hakkında daha detaylı bilgi için bkz: Al-i İmran 3/7 ve dipnotu. (Fussilet 41/4) بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ (Kitap) Müjdeleyen ve uyaran bir yapıdadır ama çokları ondan yüz çevirir; dinlemezler. (Fussilet 41/5) وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِي أَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ وَفِي آذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ إِنَّنَا عَامِلُونَ Şunu söylerler: “Senin çağrına gönlümüz kapalı, kulaklarımız tıkalıdır; aramızda da perde var. Bizim işimiz yolunda; sen kendi işine bak.” (Fussilet 41/6) قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ ۗ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكِينَ De ki “Ben de sizin gibi insanım. Bana bildirilen sadece şu: İlahınız tek ilahtır; doğrudan ona yönelin ve günahlarınızı bağışlamasını isteyin. Müşriklerin çekeceği var.” !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! 
Oysa Kur'an'ın dediği net: Bu apaçık sunuma kulak verin, Allah'ın ayetlerine uyun, kalbimiz bu kitaba kilitli deyip de ayetlerimize kör durmayın buyuruyor... 
......................... 
41-Fussilet Suresi 
BismillahirRahmanirRahim 
1.Hâ-Mim. 
2.Bu, iyilikle var eden iyilikle muamele eden tarafından indirilmedir! 
3.Öyle bir kitaptır ki net sunumu olan bir Kur’an[1] olarak anlayacak olanlar[2] için delilleri ayrıntısıyla açıklanmıştır. 
4.Müjdeleyici ve uyarıcıdır. Çokları yüz çevirdiler, onlar dinlemezler. 
5.“Bizi çağırdığına kalplerimiz perdelidir. Kulaklarımızda ağırlık var, senin davetine kapalıyız. İstediğini yap biz de yapacağımızı yapacağız!” dediler. 
6.De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın tek ilah olduğu vahyolunuyor. Doğruca O’na yöneliniz ve O’ndan bağışlanma dileyiniz. Ortak kılanların vay haline! 
____________ 
[1] Lafzen “Arapça bir kur’an” Arabiyyen ifadesi Arap zihninde apaçık net anlaşılır anlamına gelmektedir. Arap lügatine bakıldığında “el Arabiyyu” ifadesinin sözün niteliği ve söz sahibinin niteliği olarak kullanıldığını görürüz. Sözün sahibi için kullanıldığında apaçık net konuşan anlamına gelirken sözün sıfatı olduğunda apaçık net anlaşılır söz anlamına gelmektedir. Bu anlamı görebilmek için Ragıp el-İsfehani’nin el-Müfredat isimli Kur’an slügatine bakılabilir. 
[2] “Li kavmin yalemun” ifadesi anlayacak olanlar için, bilecek olanlar için, anlama niyetiyle okuyacaklar için demektir. Ayeti bilenler topluluğu diye birileri için açıklanmıştır şeklinde yormak hem Kur’an’ın muhatap kitlesinin bütün insanlar olmasıyla hem Kur’an’ın öncelikle bireyi muhatap almasıyla uygun düşecek bir okuma değildir. Kur’an âlimler heyeti diye birileri için açık ve anlaşılır bir kitaptır şeklindeki bir yorum en başta Araf 3. Ayetle çelişik olur ki böyle bir okuma hem akıl ayetine hem nisa 82. Ayete hem de Kur’an’ın bütüncül mesajına aykırıdır.

Sakın ayetlerin bağlamına bakmadan inanmayın
Sakın ayetlerin bağlamına bakmadan meallerin yaptığı çeviriye bakarak ayet böyle diyor diye kanmayın, anlatmayın ya da ayetleri bağlamından kopararak Allah'a olan daveti hedefinden çarpık okumaya vesile olmayın... 
Örnek bir ayet
 وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ ۖ وَمَا يَعْقِلُهَا إِلَّا الْعَالِمُونَ 
(Ankebût 29:43) 
İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar. (Ankebût 29:43, Diyanet İşleri) 
Ben derim ki eğer bu temsilleri sadece bilginler düşünüp anlayabiliyorsa Allah insallara temsil getirmeyi bıraksın ve sadece bilginlere temsil getirsin. İnsanlar da gitsin bilgin diye birilerine kuyruk olsun... ŞİMDİ BİR DE AYETİN BAĞLAMINA BAKALIM 
39.Karun, Firavun ve Haman’ı da helak ettik. Musa onlara apaçık delillerle gelmişti ama yeryüzünde büyüklendiler. Bizi geçiştirebilecek değillerdi.
40.Her birini suçuyla yakaladık. Kiminin üzerine taşı toprağı kaldıran bir hava akımı gönderdik, kimini korkunç çığlık yakaladı. Kimini yere batırdık, kimini suya gömdük. Allah onlara zulmedici değildi, lakin onlar kendilerine zulmeder oldular. 
41.Allah’tan başka veliler edinenlerin durumu bir korunak edinmiş olan örümceğin durumuna benzer. Korunakların en zayıf olanı örümceğin korunağıdır. Keşke anlayabilselerdi! 
42.Allah kendisinden başka hangi şeye çağırdıklarını elbet bilmektedir. Her şeye güç yetiren O’dur, en doğru kararı veren O’dur. 
43.Tüm bu örnekleri insanlar için idrake sunuyoruz. Anlayacak olanlardan başkaları bunlar üzere akıl etmez.

Kur'an bilenler topluluğu için açıklanmış diyorlar 
Bilenler topluluğu kim? Bayındır hocamız der ki zaten bu usulü biz bulduk biz bilenler topluluğuyuz. O yüzden Bayındır hocamız ve ekibinin anladığının dışındaki her yorum yanlıştır batıldır zaten. Zaten Kur'an'ı yorumlamak da yanlıştır. Bayındır hocamız ve ekibi yorumlamıyorlar(! ) Onların yaptığı şey Allah'ın açıklamalarını bulmaktır(!) Biraz takip ederseniz bu vakfın dışında herkes neredeyse vakfın bağlılarınca cehenneme yollanır oldu. Diyanet de der ki bu ülkede yetkili kurum din işleri yüksek kuruludur. Bilenler topluluğu haliyle bu kurul(!) Ama bu iki bilenler topluluğu nasıl bilenler topluluğuysalar bakarsınız birinin siyah dediğine öbürü beyaz der. Bunlar bilenler topluluğu olarak Kur'an'ın mesajı ile aydınlanma ve bilen olma iradesi ortaya koyan bir bireyden neyi daha doğru anlamışlar hangisi doğru anlamış ve Kur'an'a muhatap bir bireyin anlamak için Kur'an'a kulak verip de anlayamadığı hangi meseleyi çözmüşler... Ben birey olarak Kur'an'a kulak veririm. Bana anlatmaktan aciz bir Allah'a nasıl iman edebilirim. Bilenler topluluğunu anlamaya sıra gelende süper zeka kesilip de asıl bilen olan Allah’ı anlamaya sıra gelince nasıl geri zekalı kesilebilirim? Azıcık iyi niyetle gayret etsek anlayacağız yani anlayan bilen olacağız inşaallah. Nasıl olur da Araf 3.Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka evliya diye birilerine uymayın. Az olsun düşünmüyorsunuz! Ayeti varken bu saçmalıklar savunulabilir? Bilenler topluluğuna iman etmiş nicesini gördüm ki hırs küpüler, hocalarını hakikat görüyorlar, ötekileştirdiklerini cehenneme postalıyorlar. En iyisi şöyle yapalım. Bilenler toplulu diye ahkam kesenler burada artık ahkam kesmeyi bıraksınlar gidip Kur'an yerine bilenler topluluğu arasında mesai harcasınlar. Ama biz Kur'an'ın muhatabı olarak Kur'an'ın aydınlığında anlayan bilen bir kul olacağız inşaallah. Biz Kur'an'ın aydınlatamadığı bir zavallıysak bilenler topluluğunun ne haddine bizi aydınlatmak? Hele hele kim bu bilenler topluluğu? Bu topluluk bilenler topluluğudur diye icazet veren bir yer mi var? Eğer şunlar bilenler topluluğudur diye birilerine kuyruk olacaksak Allah onların bilenler topluluğu olduğuna dair bir bilgi belge mi indirmiş? Ne yani şimdi ben zanna uyup bilenler topluluğu diye birileri için sürü mü olayım? Yok eğer kimin bilenler topluluğu olduğunu ben bulacaksam ben anlayacaksam zaten ben bilen olmadıkça kimin bilen olduğunu nasıl anlayabilirim? Bilen olursam da nasıl başka bilenler diye birilerine kuyruk olabilirim? Bırakın artık zan peşinde kitapla muhatabın arasına duvar örmeye çalışmayı? Kitaba nuhatap olun da dileyin bilen anlayan olmayı...

Kur'an öyle mucize bir kitap ki 
Kur'an'dan makam devşirmeye çalışanların batıl icadını hemen deşifre ediyor Kur'an. "Bilenler topluluğu" diye kendilerini sunma noktasına gelen Süleymaniye vakfı çalışma heyeti "Kur'an bilenler topluluğu için açıklanmıştır" diye bir çeviri üzerinden Kur'an'ın bireysel okuyucular için açıklanmış olmadığı, "bilenler topluluğu" tarafından uygun akademik ve ilmi çalışmalarla bir araya getirildiği takdirde bir konuda doğru hükme yani hikmete varabilmenin mümkün olacağı diye bir mezhep ürettiler. Ve daha da ileri giderek bu iddiadan mütevellit Kur'an'ın yorumlanamayacağı, Kur'an'ın Allah tarafından açıklandığı ama bireyler için değil "bilenler topluluğu" için açıklandığı söylemlerine giriştiler. Bir adım daha ileri giderek biz yorum yapmıyoruz biz "bilenler topluluğu" olarak Allah'ın açıklamalarını bulup size sunuyoruz dediler. Bu mezhebin tutunduğu ifade ise "Li kavmin yalemun" ifadesi. Bu mezhebe göre "bilen bir kavim için" olarak çevrilmesi gereken bu ifade Kur'an'ın bireyler için açıklanmış olmadığı aksine "bilenler topluluğu için açıklanmış" olduğu ve bu yüzden bireysel olarak Kur'an'ın anlaşılamayacağı, birey olarak kimsenin yorum yapamayacağı, Kur'an'ın ne dediğinin yorum olarak değil Allah'ın açıklamaları olarak ancak "bilenler topluluğu" tarafından okunabileceği gibi bir safsatayı hikmet ilmi diye icat ettiler. Şimdi Süleymaniye vakfının icadına dayanak edindiği Fussilet 3. Ayete nasıl meal verdiklerine ve gerekçesini nasıl sunduklarına bakalım. 

(Süleymaniye vakfının mealleri vakfın suleymaniyemeali.com ve suleymaniyevakfimeali.com meal adreslerinden bakılabilir) 
Fussilet / 3 (Mekkî 61)
 كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ۙ 
Süleymaniyevakfı meali 
Bu bir kitaptır ki ayetleri, bilenler topluluğu için Arapça kur’ânlar (kümeler)[*] halinde açıklanmıştır. 
[*] Birbirini tamamlayan âyetlerle oluşturulan kümeler. Ayetler arasındaki bu ilişki Al-i İmran 7’de anlatılmıştır. Özetle, bir konuda MUHKEM (açıkça hüküm veren) bir ayet, o ayete benzeyen ama aynı olmayan MÜTEŞABİH (benzeyen) ayet, ve onlara da benzeyen herbiri için en az iki olmak üzere müteşabih alt ayetler. Bu ayetler kümesi, bilenler topluluğu tarafından uygun akademik ve ilmi çalışmalarla bir araya getirildiği takdirde bir konuda doğru hükme yani hikmete varabilmek mümkün olmaktadır. Kur’anı Kerim sonsuz sayıda alt kur’an’lardan oluşan ve her şeyi açıklayan Kitap’tır. Konu hakkında daha detaylı bilgi için bkz: Al-i İmran 3/7 ve dipnotu. 

Ben derim ki Eğer "Li kavmin yalemun" ifadesi bilenler topluluğu için anlamına geliyor ve bireyler için Kur'an açıklanmamıştır mefhumu muhalifini üretiyorsa aynı kalıp ifade olan "Li kavmin yuminun" ifadesi olan ayetlerde de mefhumu muhalif olarak ayetin verdiği haber sadece "müminler topluluğu için" geçerli olacak bireyler için geçerli olmayacaktır. 

Şimdi "Li kavmin yuminun" ifadesinin geçtiği ayetleri inceleyelim... 
En’âm / 99 (Mekkî 55)
 وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِراً نُخْرِجُ مِنْهُ حَباًّ مُتَرَاكِباًۚ وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهاً وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍۜ اُنْظُـرُٓوا اِلٰى ثَمَرِه۪ٓ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali Gökten su indiren Allah'tır. O, her türlü bitkiyi onunla çıkarır[*]. Ondan yeşilliği çıkarır, ondan da üst üste binmiş taneleri, hurmanın tomurcuğundan aşağı sarkmış salkımları, üzüm bağlarını, zeytini ve narı birbirine benzeyen ve benzemeyen halde çıkarır. Meyve verince meyvesine ve meyvenin olgunlaşmasına bir bakın. Bunda, inanıp güvenen bir topluluk için kesin belgeler (ayetler) vardır. 

Soruyorum: 
1-İnanan bir topluluk için kesin belgeler var da bireyler için yok mu? 
2-İnanmışlar için kesin belgeler var da inanası olanlar, inanmak için delil arayanlar yani inkarcı olmayan insanlar için yok mu? 

Bizce ayetin doğru çevirisi 
99.Gökten su indiren O’dur. Her tür bitkiyi onunla bitirmişizdir. Ondan yeşillik çıkarmışızdır. Üst üste yığılmış hububatı; hurmadan, hurmanın tomurcuğundan sarkmış salkımları; benzerlikleri ve farklılıkları bulunan üzüm, zeytin ve nar bahçelerini ondan oluşturmaktayız. Meyve verdiği zaman her birinin meyvesine, bir de olgunlaşma sürecine bak! Elbet tüm bunlarda inanacaklar için deliller vardır. 

A’râf / 52 (Mekkî 39)
 وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلٰى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali 
Onlara, bir ilme[*] göre açıkladığımız Kitap getirdik. O, inanan ve güvenen bir topluluk için rehber ve bir ikramdır. Soruyorum: 
1-İnanan bir topluluk için Kitap rehber ve ikram da bireyler için rehber ve ikram değil mi? 
2-Kitap inanmışlar için rehber ve ikram da inanası olanlar için, inanmak için delil arayanlar yani inkarcı olmayan insanlar için rehber ve ikram değil mi? 

Bizce ayetin doğru çevirisi? 
52-Biz inanacak olanlar için bir aydınlık sunumu ve bir rahmet olarak ilim üzere ayrıntısıyla açıkladığımız bir kitabı onlara ulaştırdık. 
Aşağıdaki tüm ayetler için aynı soruları tekrar tekrar yazmadan soruyoruz... 

A’râf / 188 (Mekkî 39)
 قُلْ لَٓا اَمْلِكُ لِنَفْس۪ي نَفْعاً وَلَا ضَراًّ اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ وَلَوْ كُنْتُ اَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِۚ وَمَا مَسَّنِيَ السُّٓوءُ اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ۟ 
Süleymaniye vakfı meali 
De ki “Allah, gerekeni yapmadıkça kendime bile bir fayda sağlamaya veya zarar vermeye gücüm yetmez. Eğer gizli şeyleri (gaybı) bilsem[*], daha çok malım olurdu, bana bir kötülük de dokunmazdı. Ben, inanıp güvenen bir topluluğu sadece uyarmak ve müjdelemekle görevliyim.” 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
188.De ki: Allah’ın gerek görmesi dışında kendim için bile bir fayda ya da zarar yetkisine sahip değilim. Gaybı bilecek olsaydım iyilik olanı çoğaltırdım, kötülük de bana dokunmazdı. Ben, inanacak olanlar için ancak bir uyarıcıyım, bir müjdeleyiciyim. 

A’râf / 203 (Mekkî 39)
 وَاِذَا لَمْ تَأْتِهِمْ بِاٰيَةٍ قَالُوا لَوْلَا اجْتَبَيْتَهَاۜ قُلْ اِنَّـمَٓا اَتَّبِـعُ مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ مِنْ رَبّ۪يۚ هٰذَا بَصَٓائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali 
Onlara bir âyet getirmediğin zaman “Derleseydin ya?” derler. De ki “Ben Rabbim tarafından bana vahyedilene uyarım. Bunlar, Rabbinizden size gelen ayetlerlerdir. Bir de inanıp güvenen bir topluluk için yol gösterici ve bir ikramdır.” 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
203.-Onlara durum hakkında bir ayet getirmediğin zaman şöyle derler: Ayeti kendin seçip alsaydın ya! De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahiy buyrulana uyarım. Bu vahiyler inanacak olanlar için kaynağı Rabbiniz olan farkındalık sunumlarıdır, bir aydınlatmadır, bir rahmettir. 

Yûnus / 101 (Mekkî 51)
 قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali 
Onlara de ki “Göklerde ve yerde neler olduğunu gözlemleyin. Ama oralardaki göstergeler(ayetler) ve yapılan uyarılar, inanıp güvenmeyen bir topluluğun işine yaramaz.” (Peki inanmayıp güvenmeyen bireyin işine yarar mı?) 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 101.De ki: Göklerde ve yerde neler olduğuna bir bakın! İnanacak olmayanlara ayetler uyarılar fayda sağlamaz. 

Yûsuf / 111 (Mekkî 53)
 لَقَدْ كَانَ ف۪ي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۜ مَا كَانَ حَد۪يثاً يُفْتَرٰى وَلٰكِنْ تَصْد۪يقَ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْص۪يلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali 
Onların hikâyelerinde sağlam duruşlu olanlar için dersler vardır. Bu (Kur’an) uydurulabilecek bir söz değildir. Aksine önceki kitapları kendinde olanla doğrulayan, her şeyi açıklayan, inanıp güvenen bir topluluğa yol gösteren ve ikram olan bir kitaptır. 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
111.Onların kıssalarında yaklaşımı makul olanlar için bir ders bulunur. Bunlar uydurma bir rivayet değildirler. Lakin öncesindekilerin doğrusunun sunumudur, her şeyin detaylı bir açıklamasıdır ve inanacak olanlar için bir aydınlanmadır ve bir rahmettir. 

Nahl / 64 (Mekkî 70)
 وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali 
Sana bu Kitabı, anlaşmazlığa düştükleri konuları açık açık anlatasın bir de inanıp güvenen bir topluluğa yol gösterici ve ikram olsun diye indirdik. 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
64.Sana kitabı ayrılığa düştükleri konuları onlara mutlaka açıklayasın ve inanacaklar için bir aydınlık bir rahmet olsun diye indirdik 

Nahl / 79 (Mekkî 70)
 اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ ف۪ي جَوِّ السَّمَٓاءِۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا اللّٰهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali 
Allah’a boyun eğerek gök boşluğunda uçan kuşları görmediler mi? Bunları orada Allah’tan başkası tutamaz[*]. İşte bunda düşünen bir toplululuk için belgeler(ayetler) vardır. (Vakıf bu ayetin çevirisinde "inanan bir topluluk için" çevirisi yerine galiba sehven "düşünen bir toplululuk için" çevirisi yapmış) 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
79.Gökyüzünün boşluğunda süzülen hizmete sunulmuş kuşları görmediler mi? Onları havada Allah’tan başkası tutuyor değil. Elbet bunda emin olacaklar için ayetler vardır. 

Mü’minûn / 44 (Mekkî 74)
 ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَاۜ كُلَّمَا جَٓاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضاً وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَۚ فَبُعْداً لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali 
Sonrasında da elçilerimizi ardarda gönderdik. Her toplum kendine gelen elçiyi yalancı saydı. Biz de o toplumlardan birini diğerinin arkasına kattık ve her birini birer hikâyeye dönüştürdük. İnanmayan topluluklar def olsunlar! 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
44.Sonra resullerimizi ardı ardına peşi sıra gönderdik. Hangi ümmete ne zaman resulleri gelmiş olsa onu yalanladılar. Biz de onları ötekilerle aynı akıbete uğrattık ve kendilerini tarihe gömdük. İnanmayacak olanlar olmaz olsun! 

Neml / 86 (Mekkî 48)
 اَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا الَّيْلَ لِيَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِراًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali 
Görmezler mi ki, dinlensinler diye geceyi, aydınlatsın diye gündüzü yarattık. İnanan bir toplum için bunda belgeler vardır. 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
86.Görmediler mi ki geceyi kendisinde sükûnet bulmaları gündüzü de aydınlık sunması üzere var etmişizdir. Doğrusu bunda inanacak kimseler için elbet ayetler vardır. 

Kasas / 3 (Mekkî 49)
 نَتْلُوا عَلَيْكَ مِنْ نَبَأِ مُوسٰى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali 
Sana Musa ile Firavun’un olaylarını, gerçeğine uygun olarak arka arkaya anlatacağız ki, inanan bir topluluk[*] için faydalı olsun. 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
3.Musa ve Firavunla ilgili haberi inanacak olanlar için gerçeği ortaya koymak üzere sana okuyoruz. 

Ankebût / 24 (Mekkî 85) 
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجٰيهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ 
Süleymaniye vakfı meali 
Halkının cevabı sadece şu oldu: “Öldürün İbrahim’i ya da yakın!” Arkasından Allah onu ateşten kurtardı. İşte bunda inanan bir topluluk için belgeler vardır. 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
24.Kavminin cevabı ancak “onu öldürün ya da yakın” demeleri oldu. Allah onu ateşten kurtardı. Elbet bunda inanacak olanlar için ayetler vardır. 

Ankebût / 51 (Mekkî 85)
 اَوَلَمْ يَكْفِهِمْ اَنَّٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلٰى عَلَيْهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرٰى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ۟ 
Süleymaniye vakfı meali 
Anlaşılır bir şekilde okunan bu Kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? İnanan bir topluluk için bu bir ikram ve doğru bilgidir. 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
51.Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Elbet bunda inanacaklar için bir rahmet bir hatırlatma bulunur. 

Rûm / 37 (Mekkî 84)
 اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ Süleymaniye vakfı meali 
Görmediler mi ki Allah, gerek gördüğü kişinin[1*] önüne rızkı yayar kimine de belli bir ölçüye göre verir. İnanıp güvenen bir topluluk için bunda âyetler (göstergeler) vardır[2*]. 
Bizce ayetin doğru çevirisi 
37.Görmüyorlar mı ki Allah rızkı gerek gördüğüne geniş tutar gerek gördüğüne ölçülü verir. Elbet bunda inanacak olanlar için ayetler vardır. 

Zümer / 52 (Mekkî 59) 
اَوَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ۟ 
Süleymaniye vakfı meali 
Onlar bilmiyorlar mı ki Allah, koyduğu kurala[*] göre kiminin önüne rızkı yayar kimine de belli bir ölçüye göre verir. İnanıp güvenen bir topluluk için bunda göstergeler (ayetler) vardır. 
Bizce ayetin doğru çevirisi: 
52.Anlamadılar mı ki Allah rızkı gerek gördüğüne geniş tutar gerek gördüğüne ölçülü verir. İnanacak olanlar için elbet bunda ayetler vardır! 

"Kur'an bilenler topluluğu için açıklanmıştır" bireyler için açıklanmamıştır tezine dayanak yapılan Fussilet 3. Ayetin bizce doğru çevirisi 
1.Hâ-Mim. 
2.Bu, iyilikle var eden iyilikle muamele eden tarafından indirilmedir! 
3.Ayetleri net sunumu olan bir Kur’an[1] olarak anlayacak olanlar[2] için ayrıntısıyla açıklanmış bir kitaptır. 
4.Müjdeleyici ve uyarıcıdır. Çokları yüz çevirdiler, onlar dinlemezler. 
5.“Bizi çağırdığına kalplerimiz perdelidir. Kulaklarımızda ağırlık var, senin davetine kapalıyız. İstediğini yap biz de yapacağımızı yapacağız!” dediler. 
6.De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın tek ilah olduğu vahyolunuyor. Doğruca O’na yöneliniz ve O’ndan bağışlanma dileyiniz. Ortak kılanların vay haline! 
___________________________
[1] Lafzen “Arapça bir kur’an” Arabiyyen ifadesi Arap zihninde apaçık net anlaşılır anlamına gelmektedir. Arap lügatine bakıldığında “el Arabiyyu” ifadesinin sözün niteliği ve söz sahibinin niteliği olarak kullanıldığını görürüz. Sözün sahibi için kullanıldığında apaçık net konuşan anlamına gelirken sözün sıfatı olduğunda apaçık net anlaşılır söz anlamına gelmektedir. Bu anlamı görebilmek için Ragıp el-İsfehani’nin el-Müfredat isimli Kur’an slügatine bakılabilir. 
[2] “Li kavmin yalemun” ifadesi anlayacak olanlar için, bilecek olanlar için, anlama niyetiyle okuyacaklar için demektir. Ayeti bilenler topluluğu diye birileri için açıklanmıştır şeklinde yormak hem Kur’an’ın muhatap kitlesinin bütün insanlar olmasıyla hem Kur’an’ın öncelikle bireyi muhatap almasıyla uygun düşecek bir okuma değildir. Kur’an âlimler heyeti diye birileri için açık ve anlaşılır bir kitaptır şeklindeki bir yorum en başta Araf 3. Ayetle çelişik olur ki böyle bir okuma hem akıl ayetine hem nisa 82. Ayete hem de Kur’an’ın bütüncül mesajına aykırıdır.

Kitap Kur'an peki hikmet ne... 
Evet, bir usul olarak söze böyle başlayan sayın hocamızın cümleleri şöyle devam ediyor: Allah kitabı ve hikmeti indirdiğini söylüyor. Kitap Kur'an peki hikmet ne? Hadi cevap verin bakalım! Hikmet resulullah'ın Kur'andan çıkardığı hükümlerdir(!) Bu bakımdan hikmet buharidedir, müslimdedir, kütübi sittededir(!) Sünnet bize hadisler yoluyla gelmiştir. Sadece Kur'an değil sünnet de korunmuştur elimizdedir. Hadisleri kabul etmeyenler sakın kilometrelerce yanımıza yaklaşmasınlar. Onlarla ahirette görüşeceğiz. İslam kitap sünnet bütünlüğünde okunmalıdır. Bu dini en iyi resulullah anlar şüphesiz. Resulullah Kur'an'da değil hadislerde konuşuyor(!) Bu yüzden her hadisin mutlaka Kur'an'da bir aslı vardır olmalıdır. Zira resulullah bir şey demişse mutlaka Kur'an'dan çıkardığı hükmü söylemiştir. Bu bakımdan hadisin Kur'an'daki yerini iyice araştırıp bulmak lazım. Bu öyle bireysel olarak yapılabilecek bir şey değildir. Ekip çalışması yapmak gerekir. Biz hadislerin Kur'an'daki aslını araştırıyoruz ve hikmetli okumalar yapıyoruz. Kitap ve sünnet bütünlüğünü uyguluyoruz. Bu metodu bize Allah Kur'an'da öğretti(!) Dini anlama noktasında bizim kadar hadis kullanan yoktur. Ekip olarak çalışıyoruz. Uzun bir süreçte yemeği pişirip önünüze getiriyoruz. Kur'an alimler topluluğu için açıklanmıştır(!) Öyle bireysel olarak okunabilecek ve hüküm çıkarılabilecek bir kitap değildir(!) 

Bu satırlarda okuduğunuz bir usul olarak tezahür olunan bu gafletin yaman çelişkisi zihinsel bir körelme olarak algıya yansıdı ve din şirketleşti. Allah’ın dini Allah’ın kitabında aranacakken onun bunun kitabındaki din Allah'ın kitabında aranır oldu. Oysa dinin asıl hüviyeti tevhit idi. Vahyin hikmeti dinin Allah'a has kılınması, insanlığın özgür kılınması idi. Şimdi bu gafletin ifade bulduğu zihne birkaç kelam edelim. "Kitap Kur'an peki hikmet ne!" sualine cevap verelim. "Hadi söyleyin hikmet nedir!" meydan okumasına ve "söyleyemezler" diye kendince cevaplar sunmasına bir bakalım. Söylemin sorunlarına ve işin aslına bir göz atalım. Bir yandan hikmeti indirilmiş sunup diğer yandan hikmeti indirilen kitap olan Kur'an'da değil ondan bundan rivayet olunan kitaplarda aramasına biraz hayret edelim. 

Sayın "kitap Kur'an peki hikmet ne" diye sorup o kitaptan bu kitaptan bize nice hikmetler kotaran abimiz! Hikmet söylemi başka bir şey indirilen hikmet söylemi başka bir şey bu farkı gözetmen lazım önce. Eğer indirilen hikmetten söz ediyorsan indirilen kitapta araman lazım o hikmeti. İndirilen hikmet Kur'an'da olur rivayet kitaplarında olmaz. Hani "kitap Kur'an peki hikmet ne" diye sorup mushaf Kur'an peki hikmet ne dediğini sanıyorsun ya önce şunu bil! Senin kitap dediğine Araplar mushaf diyor. Gökten mushaf mı indirildi sanıyorsun? Allah yasayı mesajı hikmeti nuru ölçüyü açıklamayı hatırlatmayı aydınlığı yarım ömürlük bir süreçte resulullah'a vahyetti ve bu lütfolunan tüm sunumlar neticede sayfalara kayıt düşülerek mushaf oldu. Kitap da hikmet de nur da beyan da furkan da mushafa kayıt düşülmüş Allah'ın lütfu olan ayetlerdir. Sen hâlâ kitap Kur'an peki hikmet ne diye sor bakalım. O zaman ben de sana sorayım. Senin mantığınca kitap mushaf oluyorsa ve adı Kur'an ise peki furkan ne oluyor başka bir mushaf mı? Hani hikmeti mushaftan başka yerde arıyorsun ya indirilen furkanı nuru beyanı nerede arıyorsun? Artık bir yerde mantık hatası yaptığını gör. Ve kitap sünnet bütünlüğü söylemiyle kaynağı tevhit olan dini bir çok kitaba çıkarıp şirketleştirme durumuna düştüğünü fark et. Yaptığın bu tanımlamayla renkli bir gözlük taktığın için hiçbir şeyi öz rengiyle göremeyeceğini öğren. Bu usul dediğin şeyin gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemek olduğunu anla. Eğer çıkış noktan buraysa varacağın yer ancak hüsran olur. Söylemin çok yaldızlı olsa da kazancın kayıp olur hüsran olur. Bizim son sözümüz de dini Allah'a has kılanlara selam olur. Gereken uyarıyı yaptığımız içinde içimizde huzur bulmuş bir vicdan olur..

Kitap Kur'an peki hikmet ne... 
Kitap Kur'an peki hikmet ne sorusu basiretsizliktir. Bu soruyla Kur'an dışından din kotarmak nasipsizliktir. Bu soruya aldanıp söylem sahiplerinin peşine takılmak düşüncesizliktir. Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka evliya (rehberler otoriteler ermişler ulema sınıfı alimler topluluğu) diye birilerine uymayın! Az olsun düşünmüyorsunuz! Araf 3 
Kur'an vahyi kitap, hikmet, nur, furkan, beyan olarak insanlığa tenzil olmuş Allah'ın ayetleridir. Allah'ın vahyettiği hikmet olan ayetleri okuduğu halde hikmeti başka şey sanıp mushaf ile kitabı ayırt edemediği için "kitap Kur'an peki hikmet ne" diye sormak ve Kur'an'ın anlayacak olanlar için açık ve net olmasını, anlama niyeti, gayreti olanlar için Allah’ın açık bir sunumu olmasını "Kur'an alimler topluluğu için açıklanmıştır" söylemiyle bireysel okumanın yanlışlığına yormak ve Kur'an dışından hikmetler üretmekten dem vurmak ne kadar acı ve furkandan ne kadar nasipsiz bir durumdur. 

Allah, Kitap hikmet nur furkan beyan olarak tenzil buyurmuş olduğu Kur'an ayetlerini okuduğu halde başka yerlerde hikmet peşine düşüp nasipsizce yalpalayanlardan olmaktan cümlemizi muhafaza buyursun inşaallah... 
İsra Suresi: 
22-Allah ile beraber başka bir ilah edinme! Yoksa paylanmış ve yüzüstü konmuş bir halde kalakalırsın. 
23-Rabbin sadece kendisine kul olmanızı ve anne babaya gereğince davranmanızı hükme bağladı. Eğer onlardan biri yahut her ikisi senin yanında yaşlılık dönemine ulaşırsa sakın onlara “öf” bile deme! Onları azarlama! Onlarla saygın şekilde konuş! 
24-Onlara iyilikten yana hürmette kusur etme. De ki: Rabbim! Beni küçükken merhametle bakıp büyüttükleri gibi sen de onlara merhametini ihsan eyle! 
25-Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Uygun davranan kimseler olursanız elbet kendisine dönüp yönelenlere mağfiret edicidir. 
26-Yakınlığı olana, gereksinimi olana, yolculukta olana hakkını ver ama saçıp savuran olma! 
27-Elbet saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür. 
28-Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti elde etmeye çalışmak üzere onlardan uzak kalmak kendileriyle ilgilenememek durumunda kalırsan hiç değilse onlara sıkıntılarını hafifletecek kolaylık gösterici söz söyle. 
29-Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma! Sonra kınanmış ve üzülmüş bir halde kalakalırsın. 
30-Rabbin gerek gördüğüne rızkı geniş tutar gerek gördüğüne ölçülü verir. Elbet O, kullarından haberdardır, hakkıyla görendir. 
31-Geçim endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin! Onları da sizi de biz rızıklandırıyoruz. Elbet onları öldürmeniz büyük bir hata ağır bir suç olur. 
32-Zinaya yaklaşmayın. Doğrusu o, çok çirkin bir eylemdir, çok kötü bir yoldur. 
33-Hakkın hukukun gereği olmaksızın Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere hukuksuz bir şekilde öldürürlerse onun velisini yetkili kılmışızdır. Sakın öldürme konusunda sınırı aşmasın. Zaten o desteklenen konumdadır. 
34-Olgunluk dönemine ulaşmasına kadar ancak en uygun şekilde yetimin malına yaklaşın. Ahde vefa gösterin verilen söze uygun davranın. Doğrusu verilen söz sorumluluğu gerektirir. 
35-Ölçtüğünüzde ölçüyü tam yapın! Doğru teraziyle tartın! İyi olan budur, en uygun neticeyi sağlayacak olan budur. 
36-Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin ardından gitme! Doğrusu kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumlu tutulacaktır. 
37-Yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara ulaşabilirsin! 
38-Tüm bunların asıl kötülüğü Rabbinin katında hoş karşılanmayan şeyler olmalarıdır.
 ذَٰلِكَ مِمَّا أَوْحَىٰ إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ ۗ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ فَتُلْقَىٰ فِي جَهَنَّمَ مَلُومًا مَدْحُورًا (İsrâ 17:39, Orijinal) 
39-Bunlar, sana Rabbinin HİKMET olarak vahiy buyurduklarındandır. Allah ile beraber başka bir ilah kılma! Sonra kınanmış ve kovulmuş bir halde cehenneme atılırsın...