Ene beşerun mislukum / yuha ileyye (beşer ve kul) / (nebi ve resul)
"De ki ben de sizin gibi bir beşerim ancak bana vahyolunuyor ki ilahınız tek ilahtır" ayeti Kur'an'da iki surede geçer. Bu ayete göre Resulullah'ın hata edebileceği tek yönü "ene beşerun mislukum" (sizin gibi bir beşerim) yönüdür. Abdullah oğlu Muhammed Allah'ın bir kulu olarak bir beşer olarak elbet hata işleyebilir. "Yuha ileyye..." kısmı ise bizden farkıdır. "Yuha ileyye..." yönünde Vahiy alması nebiliktir, Aldığı vahyi tebliğle memur olması resullüktür. Nebilikte hata olsa resullükte kaçınılmaz olarak hata olur. Abdullah oğlu Muhammed Allah'ın bir kulu olarak hata yapabilir ama Allah'ın nebisi ve resulü olarak hatadan beridir. Çünkü nebilik vahiy alması yönüdür resullük vahyi tebliğ etme yönüdür. Vahiy almada ve iletmede hata yoktur.
Deniliyor ki Resulullah hep "ey nebi" hitabıyla uyarılmıştır o yüzden nebi olarak hata yapabilir. "Ey Nebi" hitabıyla uyarılmıştır doğru ama Nebi olarak hata yapabilir doğru değil. Zira "Ey nebi" hitabı ey vahiyle aydınlatılan kimse neden vahyin aydınlığında değil de başka saiklerle hareket ediyorsun uyarısıdır. Zira Nebi hitabı hep kendisine Allah katından vahyolunmasına vurgudur ve muhatap olduğun vahye uy uyarısıdır...
Nebi olmadan resul olunabiliyormuş(!)
Soruyorsun ki delilin ne?
Cevaba bakın hele delil Yusuf 50. Ayet imiş(!)
"50.Kral bu yorum kendisine anlatılınca şöyle dedi: Onu bana getirin. ELÇİ, Yusuf’a ulaştığında Yusuf dedi ki: Efendine dön ve ona ellerini kesen kadınların durumları nedir diye sor. Benim Rabbim o kadınların planlarını zaten hakkıyla biliyor."
Allah'ın resulü ile Fravun'un resulünü ayırt edemeyecek kadar cahil misiniz? Biz resul derken Allah'ın resulünü mü kastediyoruz yoksa kimin resulü olursa olsun isterse şeytanın resulü olsun yeterki resul olsunu mu kastediyoruz? Allah akıl vemiş ama akletmeyince düşülen şu duruma bakın hele. Bir de sanmayın ki bu ayeti sadece sıradan insanlar delil sunuyor. Çok meşhur ve peşlerinde kalabalıklar olan hem de Kur'an'cı diye reklam olunan hoca denen birilerinden de ne acıdır ki bu gafleti dinleme durumunda kalmışızdır...
__________________
Eğer biri kalkar da derse ki ben Kur'an'ı anlatıyorum onun için resulüm ona derim ki hadi oradan o zaman en az senin kadar ben de resulüm. Sen kimin resulüsün? Kendinden menkul resullerle bizim işimiz yok. Allah'ın resulünü Allah tayin eder. Allah'ın tayin etmediği kişi ya kendi resulü ya da onun bunun resulü olabilir...
Nebi resul farkı söylemi çok moda oldu
Deniyor ki nebi hata yapar resul hata yapmaz. Oysa işin gerçeği nebi ve resul ünvanları bir beşer olarak vahiyle irtibatı yönüyle bizden ayrıldığı makamlarıdır. Nebi olması Vahiy almasını resul olması aldığı vahyi insanlığa ulaştırmasını ifade eder.
Kur'an'da iki ayette "deki bende sizin gibi bir beşerim. Ama bana vahyolunuyor" buyrulur. İşte nebi ve resul ayetteki bana "vahyolunuyor" "de" ifadesiyle bizden ayrıldığı yönünün iki tezahürel boyutunu ifade eder. Nebi olarak vahiy alır resul olarak vahyi iletir. Bu iki ünvanın ifadesi tamamen vahiyle ilgili boyutun iki aşamasıyla ilgilidir. Bu bakımdan nebi de resul de vahiyle olan irtibatın ifadesidir.
Nebi hata yapar resul hata yapmaz söylemi asla doğru değildir. Zira nebilik Vahiy almakla ilgili olduğundan nebilikte hata nitelemesi doğru bir niteleme olamaz. Nebilikte hata vahyi almada hatayı ifade edeceğinden kaçınılmaz olarak resullükte hatayı yani hatalı alınmış vahiyleri iletmeyi doğurur ki bu olacak şey değildir. Ayetlerde "ey nebi" hitabıyla uyarılması nebi olarak hata yaptığından değil nebi olarak aldığı vahye bir beşer olarak uygunsuzca bir duruma düşmekte olduğuna vurgu yapıldığındandır. Hata nübüvvet ya da risalette değil beşeriyettedir. Hatayı beşer olarak yapmaktadır ve kendisine aldığın vahye uymalısın hatırlatması yapılmaktadır.
Bir de deniyor ki sadece tebliğ ederken reduldür. Tebliğ etmesinin dışında ise nebidir. Bu iddia doğru olsa idi ayette "amenerresulü" değil "amenennebiyyu" buyurulması gerekirdi. Hatayı nebi olarak yapıyorsa imanı da nebi olarak yapması gerekirdi.
İşin doğrusu resulullah bir kuldur. Ve bir kul olarak imtihandadır. Bir kul olarak iman eder ve hata eder. İman ederken de hata ederken de nebi ve resul ünvanlarına sahiptir. Vahiyle irtibat boyutuyla her an nebi ve resul ünvanına haiz bir beşerdir.
Bir alimin büyük tespiti(!)
Tespitin ifade edilişi:
__Kim demiş ki her resul nebidir!?
__Bak Kur'an ne diyor:
Yusuf 50-Melik dedi ki: Onu bana getirin. Resul kendisine ulaştığında Yusuf dedi ki: Efendine dön ve ona “ellerini kesen kadınların durumunu neydi?” diye sor. Elbet benim Rabbim o kadınların planlarını hakkıyla bilendir.
__Şimdi bak Kur'an melikin Yusuf'a gönderdiği elçiye resul diyor. Şimdi bu resul nebi midir? Bu da gösteriyor ki her resul nebi değildir nebi olmadan da resul olunabilir. Bakın melikin gönderdiği elçiye Kur'an resul diyor ama bu resul nebi değildir sadece resuldür. Ne kadar net, değil mi!
Cevap
__Biz Allah'ın resulleri nebidir dedik başkalarının resulleri nebidir demedik. O ayetin kimin resulünden bahsettiğini anlamak o kadar mı zor?! Sizin ilim dediğiniz bu mu!?
__Size diyeceğimiz şudur: Nebi olmayanlar elbet resul olabilirler ama Allah'ın resulü olamazlar. Tıpkı sunduğunuz ayet örneğinde olduğu gibi ancak onun bunun ya da Fravun'un resulü olabilirler. Eğer siz de onun bunun resulüyüz nebi olmadan da resul olunabilir diyorsanız bize ne sizin resullüğünüzden. Daha Allah'ın resulü ile Fravun'un resulünü ayıramıyorsanız sizle konuşulabilecek bir şey yok...
Hocanın bu ilmî(!) tespitini savunanlara da soruyorum. Resul olmaya olan hevesiniz mi bu hezeyanı farketmenize engel yoksa hocanıza olan bağlılığınız mı hatasını görmenize engel olacak kadar sizi köreltmiş!?
Resulün sünneti nebinin de sünnetidir.
Resul ve nebi Kur'an ile bütünleşik makamlardır. Kur'an'da resule itaat vurgusu resul makamında tebliğ etmesi sebebiyle Allah'ın ayetleriyle yüzleşmemizin resul makamındaki tebliğiyle gerçekleşmesindendir. Ama o, resul makamındaki tebliğini nebi makamında almaktadır. Nebi makamı Allah ile iletişimi, resul makamı bu iletişimin devamında tebliğ anlamında kullar ile iletişimi ifade eder. Mesela bazıları nebi makamında hata yapar resul makamında hata yapmaz diyorlar. Bu doğru bir tanımlama değildir. Nebi makamında hata yapsa resul makamında hata kaçınılmaz olur. Zira vahiy alırken hata yani nebi makamında hata resul makamında hatayı yani tebliğde hatayı doğurur.
Kur'an'da hep ya eyyuhennebi hitabıyla uyarılması ise nebi makamında hata yapması değildir. O hitap ey Allah'ın vahyine muhatap olan kişi Rabbinin sana vahyine uyman gerekirken neden başka saiklerle davranma durumuna düşüyorsun anlamında uyarıdır. Mesela nebi makamında Allah sana helali haramı bildirmişken neden hanımlarınla ilgili bir saikle helal olanı kendine haram ediyorsun sana düşen vahye uymandır uyarısıdır.
Resulullah sadece tebliğ ederken resul makamındadır önermesi de yanlış. Eğer öyle olsa Amenerresulü ayeti amenennebiyyu olurdu.
Resulullah hayatta üç makamdadır. Bir kuldur herkes gibi. Hatayı da bu makamda yapar. Nebidir vahiy alır. Resuldür vahyi tebliğle nemurdur.
Resulün sünneti resulün yaşam ilkeleri demektir. Kur'an'dadır. Buhari ya da kuleynidekiler olsa olsa buhari ya da kuleyninin yaşam ilkeleri olur resulullah'ın değil. Resulullah onun bunun rivayetinde değil Allah'ın kitabında konuşur. Meselenin özü budur...
Hakkı batılla karışık hale getirmeyin şeklinde net ayet mevcutken hak ile batılın karmakarışık olduğu rivayet kitaplarından din edinmek Allah elçisinin tebliği olan Kur'an ile yüzleşebilmiş ve dini Allah'a has kılmakta olan bir kimsenin yapabileceği bir şey değildir...
Allah'ın insanlarla iletişim kurması olayı (vahiy)
Şura 51.Allah bir beşere ancak vahiy olarak yahut perde arkasından ya da bir resul gönderip ona kendi izniyle vahiy buyurarak kelam eder. Yüce olan O’dur, gerçeğin hükmünü ortaya koyan O’dur.
__________________
Allah havarilere de vahyetti bize de vahyetti. Ama Musa resule, İsa resule ve Muhammed resule vahyettiği gibi bize ve havarilere vahyetmedi. İsa resule, Muhammed resule melek resuller vasıtasıyla ya da direk kalbine vahiy buyurarak vahyetti. Ayrıca Musa resule perde arkasından da yani görüntü olmadan sesli olarak da vahyetti. Havarilere ve bize de vahyetti ama melek resul yoluyla ya da direk kalbimize olarak değil, İsa resul ve Muhammed resule nübüvvet makamında vahyettiği risaletle bizi yüzleştirerek vahyetti...
Bu durumda Allah ile iletişim kurduğunu söyleyenler kamufle olmaksızın direk olarak vahiy alıyoruz demeliler. Zira vahiy kelimesi yerine ilham kelimesini kullanarak kamufle olmak mümkün değildir. Bu manada vahiy ile ilham aynı şeydir. Allah ile iletişimin yolları bu ayette açıkça ortaya konmuştur. Allah’tan vahiy alanlarsa sadece nebilerdir zira vahiy almak nebiliktir ve nebiler bu vahyi tebliğle memur olmakla resul olurlar. Allah bir insana ancak vahyederek konuşur. Eğer direk kalbine vahyediyorsa yahut melek elçi göndererek vahyediyorsa ya da görmeyeceği şekilde seslenerek vahyediyorsa o kişiyi nebi kılmıştır. Zira bu iletişimin adına nübüvvet denir. Bu iletişimdeki haberi iletmekle görevli kılmasına yani toplumsal aydınlığa matuf vahiyleri tebliğle onu memur kılmasına Risâlet denir. Allah’ın insana bu tür kelam etmesine biz nübüvvet makamında vahyetmesi diyoruz. Bir de nübüvvet nakamında vahyettiği resulüne bildirdiği risaleti resulünün tebliği suretiyle Allah diğer insanlara kelam etmiş olur ki buna da Risâlet vasıtasıyla iletişim kurma denir. Yüce Rabbimiz resulü Muhammed’e nübüvvet nakamında vahyetmiş, resulünün Risâlet’ini tebliği yoluyla da bize vahyetmiştir...
Nebilik ve Resullük
Allah'ın, kulları arasından seçtiği ve iletişim kurduğu kişi her an nebilik makamındadır ama sadece ayetleri tebliğ ederken resullük makamındadır söylemine katılmıyorum.
Benim okumalarımdan anladığım şudur:
Seçkin kılınan ve sadece bireysel anlamda bir vahiy iletişimi ile kalmayıp toplumsal anlamda da aydınlatma görevi yüklenen Allah'ın bu kulları her an kulluk makamındadırlar her an nebilik makamındadırlar ve her an resullük makamındadırlar. Kulluk da nebilik de resullük de onların nitelikleridir, yaratılıştan ve sonradan edindikleri makamlarıdır. Azledilmedikleri sürece nebilikleri ve resullükleri kendilerinde mevcut bir özelliktir.
Vahiyle yüzleştirilip buyruklara muhatap kılınması nebilik makamını, vahiyleri tebliğle memur kılınıp insanlığı aydınlatma görevi yüklenmesi resullük makamını ifade eder.
Eğer Allah ona "ey nebi!" diye hitap ederse 'ey vahiyle yüzleştirilen kişi vahye uygun davranman gerekir' hatırlatmasıdır, eğer Allah ona "ey resul!" diye hitap ederse 'Allah'n ayetlerini olduğu gibi iletmen ve insanlığa vahyin aydınlığını sunman gerekir' hatırlatmasıdır.
Ey nebi niçin böyle yapıyorsun demek 'neden yüzleştiğin vahye göre değil de başka şeylere göre davranış belirliyorsun? Yapman gereken vahye göre helal haram edinmen davranış belirlemendir!' uyarısıdır. Ey resul şunları ilet hitabı ise aldığın vahyi resullüğün gereği olarak eksiksiz iletmen bir görevdir hatırlatmasıdır.
Eğer her an nebi olsalar ama sadece ayeti tebliğ ederken resul olsalardı bakara suresi 285. Ayette 'Amenen nebiyyu yani nebi iman etti' diye hitap edilmesi gerekirdi. Oysa ayette 'Anenerresulu yani resul iman etti' diye hitap edilmektedir. Bu da gösteriyor ki bu seçkin kullar iman ederken ve hayatın bir parçası olan herhangi bir eylemi yaparken hem kuldurlar hem nebidirler hem resuldürler.
Kul olmaları bizim gibi bir beşer olmaları yönüyledir. Nebi olmaları Allah'ın onlarla vahiy iletişimi kurması yönüyledir. Resul olmaları vahiy iletişimi neticesi kendilerine yüklenen insanlığı aydınlatmaları görevi yönüyledir.
Netice olarak vahiy iletişimine muhatap olmadan insanlığı o vahiylerle aydınlatma görevi yüklenemeyeceğinden nebi olmadan resul olunamaz. Bu bakımdan her resul nebi olmak durumunda olduğundan Muhammed as son nebi olarak aynı zamanda son resuldür ve her an hem kul hem nebi hem resul makamındadır...
Ben Resulüm dersen eğer...
Derim ki bizim yaptığımız sadece resulün tebliğine davettir hepsi bu. Biz de resulüz diyorsan bu doğru değil. Eğer resulsen kimin resulüsün? Allah seni ne zaman resul tayin etti? Yok ben kendim o makama kendimi atadım diyorsan o zaman derim ki ben kendinden menkul resullerden söz etmiyorum. Allah'ın resullerinden söz ediyorum. Eğer dersen ki ben Allah'ın resulüyüm zira onun ayetlerine çağırıyorum. O zaman derim ki sözüm yok sana kendini hangi makamda sandığın senin sorunun.
Demem o ki bir zan söylemden değil Allah'ın resulünden söz ediyorsak o resul nebilik nakamında resul tayin edilen kişidir...
Fravunun resulü olmak başka Allah'ın resulü olmak başka önce bunu bir anlasanız keşke
Muhammed resulullah bazıları için son resul değilmiş. Reşat diye, Edip diye, Evrenesoğlu diye yeni yeni resuller türemiş. Ama bu resullerin imanlıları Muhammed resulullah'ın risaleti olan Kur'an'dan delil arayışına girmişler. Kendi resullerinin risaletlerinden konuşamıyorlar.
Bu kafalar kitap denince mushaf sanıyorlar. Hal bu olunca nebiler kitap almış resuller almamış sadece vahiy almış haber almış diyerek Muhammed son nebidir ama son resul değildir diye birşey uyduruyorlar. Sanki Allah kitabı indirdik derken mushafı indirdik diyor ya da yazılı bir belgeden söz ediyor. Daha Kur'an'ın söz olarak Muhammed resulullah'ın kalbine vahyolunduğunu mushaf olarak indirilmediğini göremiyorlar.
Kur'an'ın kitap dediği birebir mesajdır vahiydir. İşte bu aşama nübüvvettir. Vahiy Alan, Allah'la iletişimi olan nebi olur Eğer alınan bu mesajlar içerik olarak toplumsal bir hidayet yekününü sunuyor ve nebiye risalet yüklüyorsa işte o zaman nebi resul de olur. Bu bakımdan nebi olamayanın resul olması diye birşey yoktur.
Nebi olmayan resuller elbet var. Kur'an'da da geçiyor. Ama Allah'ın resulü değil mesela Firavunun resulü. Bu kendinden menkul yeni resuller de bilemem kimlerin resulü ama tabiki değiller Allah'ın resulü. Muhammed resullah hatemun nebi olduğundan aynı zamanda hatemurresuldür. Ne kadar da yalancı resuller türedi ve yalancı resullere müritler. Bu müritler Kur'an'da kafalarındakine müteşabih ayetlerin arayışına düşmüş "fi kulubihim zeyğun"lar olarak nasıl da ayetleri çarpıtıyorlar...
Kitabın mushaf olmadığını mesaj olduğunu vahiy olduğunu anlayamayanlar sadece bunlar değil maalesef. Arkasında kltleler olan ve Kur'an'ı Hikmet usulünce açıklayan ve "bilenler topluluğu" diye kendi hocalar grubunu pazarlayanlar da kitapla mushafı ayıramayorlar. Bu yüzden hocaları "kitabı ve hikmeti indirdik" ayetini diline dolayıp kitap Kur'an peki hikmet ne diye sorarak hadisleri Hikmet diye Kur'an'ın yanına eklentilemeye çalışıyor. Peki adama sormazlar mı indirilen Hikmet Kur'an'dan başka blr şey madem indirilen furkan ne, indirilen nur ne, indirilen beyan ne, indirilen zikir ne?
Hatta bir keresinde "bilenler topluluğu" diye bir usulle Kur'an'ın gerçek anlamını insanlığa sunma makamında Kur'an dersleri yapan hikmetli hocamız her resulün nebi olmadığını ispatlamak adına Firavunun etrafa resuller gönderdiğini bildiren ayeti delil gösterdiğine tanık olmuştum da alim olmak buysa ben cahil kalayım daha iyi diye düşünmek durumunda kalmıştım(!)