4 Ağustos 2026 Salı

Ramazan Demir düşüncesine cevaplar

Kur'an'ın harekelenmesi tahrifmiş(!)

وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللَّهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللَّهِ ۖ ذَٰلِكَ قَوْلُهُمْ بِأَفْوَاهِهِمْ ۖ يُضَاهِئُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ ۚ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ ۚ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
(Tevbe 9:30)

Kur'an yanlış harekelenmiş ve asım kıraati tahriftir diyen bilge insan adını bilirsiniz diyor ki "katelehumullahu" okuyuşu yanlıştır. Doğrusu "katelehumullahe" olmasıdır. Yani Allah'la savaştılar demektir. Bu kadar büyük cehalet prim yapıyor. Allah'la savaştılar olsa "katelullahe olurdu. Adam daha "katelehum"daki "hum"un meful olduğunu bilmiyor...

Allah kimi saptırırsa
Bazıları "men yudlilillaHU" ayetinde anlamı "Allah kimi saptırırsa" diye okuyorlar, bu olmaz deyip "men yudlilillaHE" diye harekeyi değiştiriyorlar, bu sefer anlam "kim Allah'ı saptırırsa" şekline dönüyor, bakıyorlar ki bu şekil harekeyi değiştirmekle anlam daha da büyük bir felaket oldu hızını alamayıp fireni patlak misali anlamı da değiştiriyorlar. Bu şekil sınırsız yetkilerle Kur'an'a yönelen bir el için Kur'an'ı okumaktan değil ama belki yeni bir Kur'an yazmaktan söz edilebilir...

Bunları ben desem ne düşünürdünüz...
Kur'an'da geçen nahnu yani biz ifadeleri Allah'ı ifade etmez aksine biz diye birileri vardır onlar konuşuyor biz diyerekten. Demekki biz diyen birileri var. Bu Kur'an kimin sözüdür? Bu Kur'an Allah'ın sözüdür. Değil kardeşim! "O kerim bir resulün kavlidir" ayetlerini ne yapacağız?

Kur'an'da kendisine nahnu diyen birileri her zaman var. İnsanın muhatabı Allah değildir. İnsan kendisini muhatap olarak Allah katına çıkartıyor. Aradaki her şeyi yok ediyor. Kendisini Allah'ın muhatabı görecek kadar büyük sanıyor. İnsan Allah'ın muhatabı olacak bir varlık değildir. İnsan da kimmiş ki Allah'a muhatap olacak. Kimmiş yani insan! Allah bizimle muhatap olmazsa biz bu Kur'an'a inanmayız diyeceğiz yani? Bizimle Allah'ın muhatap olması lazımmış!...

Mustafa Arıcan Ayas olarak ben derim ki
Neuzu billah. Neuzu billah. Neuzu billah...

Ben bu tür anlayışlardan beriyim. Benim iman ettiğim Allah beni muhatap almıyorsa zaten sadece O'na kul olmamı ve şirk koşmamamı istiyor değildir. Hatta öyle bir Allah bence dese dese şunu der: Otur oturduğun yerde, akıl etmek senin neyine, atalarının izine uy, bozgunculuk etme...

Benim için şaşırtıcı bir zihin...
Bir zihin ki kitap kelimesinin anlamını sayfalarda yazı anlamında sanıyor ve Allah kitabı indirdi ayetinden Allah söz indirmedi yazılı kağıt indirdi anlamını iddia ediyor. Kitap kelimesini mushaf anlamında sanarak Allah hitap indirmedi kitap indirdi diyor ve kitap kelimesi geçen her ayeti bu iddiasına delil sanıyor. Ne zaman ki biri ona Bakara 97. ve özellikle de Enam 7. Ayeti hatırlatıyor Enam 7. Ayetin o kadar açık ifadesi karşısında bu kişi kitap kelimesini acaba yanlışmı anlıyorum diye yeniden düşünmesi gerektiğini fark edemiyor ve aksine sinirleniyor "sen bana bir ayet getirdin ben sana inen şeyin kitap olduğuna dair yüzlerce ayeti delil getiririm diye hâlâ bilgelik taslıyor. Maalesef hiç düşünemiyor ki Kur'an'da çelişki varsa Kur'an Allah'tan olamaz (Nisa 82) ve Enam 7. Ayetin bu kadar net beyanı karşısında kitap kelimesinin onun zihnindeki karşılığı doğru bir anlam olamaz...

Kitap kelimesi örneği üzerinden bir açıklama
Kelimelerin hitap olunan asıl dilindeki anlamı üzerinden değil de çeviri yapılacak dildeki anlamı üzerinden okunması bilgisizliktir, farkındasızlıktır ve çevirmenin kafasındaki bu algıyı hakikat sanması gaflettir.

Kur'an'daki kitap kelimesi ile Türkçe'deki kitap kelimesi aynı anlamda değildir. Arapça'da kitap kelimesi mesaj ve yasa anlamındadır. "Kutibe" kelimesi yazıldı anlamındadır. Bu yazılma illaki sayfaya harfleri resmetme anlamında olmayıp yasa kılındı anlamındadır. Kitap kelimesi Arapça'da mushaf anlamında değildir. Kur'an "Allah kitabı indirdi" diyor yoksa "Allah mushafı indirdi" diyor değil.

"Kitabı indirdi" demek mushafı indirdi demek olsa "Allah kitabı ve hikmeti indirdi" ifadesi gereği hikmetin mushaftaki mesajlar dışında nazil olmuş başka bir kaynakta bir sunum olması gerekir. Kitabı mushaf anlamında okuyan kişinin bu açıdan da Kur'an yeter demesi bir çelişkidir.

Türkçe'de kitap denince akıla sayfalarda harflerle resmedilmiş ve sayfalar olarak bir araya toplanmış bütün anlaşılır. Kur'an kitap derken bu kelimeyi Türkçe olarak Kullanmaz vahyolunan dildeki anlamıyla yani Arapça bir kelime olarak kullanılır.

Kitap kelimesi Türkçe'deki anlamda olsa Bakara 97. Ayete göre Resulullah'ın kalbine sayfalar bütünü bir fiziksel kitap yani mushaf inmiş olmalıdır. Bu aklen muhaldır. Enam 7. Ayet gereği kitap kelimesi Arapça'da mushaf anlamında olsa "kitaben fi kırtasin" ifadesinde mushafın yani sayfalar toplamı bir bütünün kırtasta yani bir sayfada olabilmesi gerekir. Ayet bir sayfada bir kitap indirseydik diyor yani bir sayfada ileti kılınmış bir mesaj indirseydik demektir. Türkçe'deki anlamıyla kitabın bir sayfada olması olası değildir. Türkçe'deki kitap kelimesi Arapça'daki kitap kelimesinin değil Arapça'daki mushaf kelimesinin karşılığıdır. Aşağıda TDK'nın Türkçe'de kitap kelimesine verdiği anlamı göreceksiniz. Bu anlam Arapça'daki mushaf kelimesinin anlamıdır yoksa Arapça'daki kitap kelimesinin anlamı değildir...

Deniyor ki Kur'an'da yazım hataları var
Nice kapalı ta olması gereken yerde açık ta yazılmış. Bu tahriftir. Oysa işin doğrusu Kur'an kağıtta bir yazı olarak değil (Enam 7) Resulullah'ın zihnine bir talaffuz olarak indiği için (Bakara 97) o gün katipler tarafından o şekilde talaffuza göre yazıya geçmiştir. Devamında da bu ilk yazılışa sadık kalınmış ve değiştirip kapalı şekilde yazılma ihtiyacı hissedilmemiştir. Yoksa melek kağıtta yazılı olarak ayeti getirecek de orada kapalı ta varken tahrifçiler sonradan onu açık ta yapacaklar diye bir zan akıl karı değildir...

Arapça kitap kelimesini Türkçe kitap sanıyorlar 
İlk düğmeyi yanlış ilikleyince her tarafa savruluyorlar. Kitap yasa ve mesaj demektir. Kur'an'da El Kitap Allah'ın yasası Allah'ın mesajı demektir. Yasa ve mesaj kağıtta harflerle resmedilir. Kitap o kağıt ya da o harf resimleri değildir. Kağıt ve resmedilen harfler kitabın göz önüne serilmesidir. Bir yazarın kitap yazması kağıda harfler resmetmesi değildir. Aksine o harf resimlerini bir bilgiyle birikimle mesajla yüklemesidir. Ve mesajı yasayı bildiriyi öğretiyi kağıda resmetmesidir.

Reklamın iyisi kötüsü olmaz 
İyi ise de kötü ise de buyurun siz yaşayın, reklamı ise ben yapmış olayım...

Nisa 34 için yazılmış sayfalarca bir kaç adet yazı. Oku babam oku bitmez. Okumaya dalarsın konu neydi onu bile unutursun. Şu ayetin bir meali var mı sadede gel dersin ortada bir meal yok. Başına ağrılar girer bulabileceğin bütün bir çeviri yok. Bir kaç adet yazı pdf indir oku ara bul. Uğraş uğraş ayetin anlamı ne. Sadede ne zaman gelecek dersin edineceğin ayetin kendi sunumu yok. Nisa 34 ifadesini başlıkta içeren o kadar yazıya baktım o kadar araştırdım yine de nisa 34. Ayetin toplu anlamına ulaşamadım. Her yazıdan kısımları topladım ekledim ulaşabildiğim yine de toplamda sadece ayetten bir bölüm oldu. İşi bu kadar yokuşa sürmenin anlamı ne? Kur'an yeter böyle bir şey mi?

İşte araştıra araştıra bulabildiğim kadarıyla ayetin meali. Bu kadar uğraş verdim bu kadar yazı taradım oluşan meal işte bu kadarı:

"Allah’ın onların (kadın ve erkeğin) bâzısını bâzısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden dolayı, erkekler de kadınlara göre ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna (kadının çoğalabilir olmasına) göredir. (Çoğalma konusunda) Dürüst olan kadınlar, Allah’ın belirlediği ilkelere göre o gayb’ı oldukları gibi koruyarak üzerlerine düşeni yapanlardır..."

Devamını bulamadın. Bulan yoruma yazarsa eklerim inşaallah...

Samimi düşüncemi söylersem bu şekil bir sunum insanların zihnini efsunlama, başını ağrıtma ve elde var sıfır bıkkınlığı yaşatmadan başka bir şeye yaramıyor. Aşağıdaki linke tıklarsanız konuyla ilgili tüm yazılara, yazıların pdf linklerine ulaşabilirsiniz. Kırk dereden su getirip insanların başını ağrıtana kadar ilim adamına yakışan, hele hele Kur'an yeter diyen samimi bir kimliğe yakışan şey önce anladığın meali topluca bir yazıp ondan sonra gerekçelerini öz olarak sunmak değil midir? Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Link ortada doğruysa faydalıysa buyurun faydalanın ve ilimden istifade edin. Ya da başınız ağrısın efsunlanın. Herkes için tecrübesi ve yaşayacağı kendi tanıklığı olsun ve herkes kendi kanaatine ulaşsın...

https://www.tuvavadisi.org/category/konular/kuran-konulari/
Not: Linkteki yazıya artık ulaşılamıyor.
_____________________

Erkan Özsaatçılar abim bana mealin tamamını şu yazıyla yorum olarak attı. Aynen ekliyorum..

Mustafa Arıcan Ayas hocam, Sen gerçekten sana yollanan Nisa 34 çalışmasının tamamını okudun mu? Nasıl göremezsin? Metin aralarına defalarca konmuş.. Hatta çalışmanın dosyanın en sonunda tekrar konmuş?
Nasıl görmüyorsun inanamıyorum, algıda seçicilik körlüğü denilen bu mu?

Şimdi buraya sadece ayetin teklif edilen mealini koyuyorum, ancak ayet öncesi yapılan açıklamaları ve neden bu mealin tercih edildiğini okumadıysan, Lütfen bana "burada ne demek istiyor" diye sorma. İlmin de samimi isen, emek ver, bu meali nasıl elde edildiğii ve onu anlamaya çalış. Eğer bu yöntemde/mealde bir hata var ise, bir gramer hatası var ise, onları buraya TEK TEK yaz ama açıkça, Gramer hatalarını da yaz. Hocam ek olarak da görsel halinde el yazmalarından Kahire Meşhed nüshasından bu ayetin yazılışını da ekliyorum. Onunla da günümüzdeki Musaf metnini lütfen kıyasla. Ama lütfen "ben bir şey anlamadım gibi boş iddialar ve genel söylemleri bırak . İlmi, nokta atışlı, madde madde, gramer eleştirini yazıver. Anlaştık mı hocam?

"Buraya kadar yaptığımız açıklamalar üzerine Nisâ 34. âyetin tamamına verilmesi gereken daha isâbetli mânâ şöyle olmalıdır:

Nisa.34
(Âsım b. Behdele Kıraati'ne göre)

Allah’ın onların (kadın ve erkeğin) bazısını bazısına göre çoğalabilir hâle getirmesinden

dolayı erkekler de kadınlara göre ortaya çıkarlar ve devamlılıklarını sağlarlar, (her

ikisinin de ortaklaşa sahip oldukları) kendi mallarından talep sahibi olmaları buna

(kadının çoğalabilir olmasına) göredir. (Çoğalma konusunda) Dürüst olan kadınlar

Allah’ın belirlediği ilkelere göre o gayb’ı oldukları gibi koruyarak üzerlerine düşeni

yapanlardır. Eğer nüşûzundan emin olduğunuz kadınları evlerde tuttuysanız onları

doğru olana yönelten sözler söyleyin, yatma yerlerinde onları yalnız bırakın, haklarını

eksiltmeden rehabilite edin. Eğer gönüllü olarak size uyarlarsa artık onların aleyhlerine

olacak bir yöntem aramayın. Hiç şüphesiz ki Allah, Aliyyen Kebiran’dır."

Ramazan Demir
_________________________

Bu yazısına yazdığım cevap da şudur
Erkan Özsaatçılar abi toparlayabildiğim kadarıyla bulduğumu yukarıki linkteki yazımda birleştirebildiğim şekliyle yazdım zaten. O kadar yazıyı satır satır elbet okumadım. Zaten böyle bir yazı işini doğru bulmuyorum. Ben o kadar her yazılana satır satır ömür harcasaydım tefsirleri okur ehli sünnet mümini okurdum. 13 -14 senedir Kur'an'ın orjinal metni üzerinden çalışıyorum. Bu kısacık ömrümü böyle kırk dereden su getirip zihni bağlamdan koparan yazı yığınları arasında israf edemem. Tüm metinleri didik didik ettim. Ayetin son bölümünün çevirisini gerçekten bulamadım. Ben bu şekil sayfalar dolusu yazıları iki satırı açıklamak için satır satır okumam. Okusaydım Kur'an'a varamazdım. Zaten her zaman söylüyorum tefsir okumak zihni bulandırıp bağlamdan kopmaya efsunlanmaya ve neticede mesaja bağlamında odaklanamamaya yol açar. O yüzden en yanlış meali okumak dahi tefsir okumaktan daha iyidir. Tabi arayışı gerçekten hakikat olan ve bağlamı dikkate alan için...

O kadar araştırmama rağmen paylaştığınız "eğer nüşuzundan emin olduğunuz..." diye başlayan son bölüme ulaşamamıştım. Soru sormayacağım. Sadece şunu ifade edeyim ki ayetin mealinde Nisa 15 16'daki toplumsal görev olan erkeklerin ve kadınların eşcinsellik fuhşunun cezası ile bu ayet çorba edilmiş ve alakasız bir meal üretilmiş. Nisa 34 evliler arası durumu geçimsizliğin çözümünü anlatıyor ve bir sonraki ayet boşanmaya varan durumunu boşanma öncesi uzlaşma çabasını anlatıyor. Yazar konuyu sırf nisa 15 16'daki fuhuş ayetleriyle yormak için demekki bu kadar uzun yazıları yazıp zihinleri efsunlama eğiliminde olmuş. Yani gördüğüm netice bu. 34. Ayetin bir sonrasına da bakarsanız 15-16. Ayetlerdeki eşcinsellik ve cezasını anlatan ayetlerle alakası olmadığını, aile içi bir durumu anlattığını devamıyla da birlikte okuyarak görebilirsiniz inşaallah...

Abi bu arada şunu belirtmeliyim ki ben tüm yazıları linkten araştırdım. Bana Özel gönderilmiş bir link ya da PDF bilgim zaten yok....

Harekesiz noktasız Kur'an'ın neyini beğenmediniz söylemi
Ramazan Demir ismi üzerinden yola çıkarak bazı arkadaşlar "Resulullah'a inen harekesiz noktasız Kur'an'ın neyini beğenmediniz de noktaladınız harekelediniz ve böylece Kur'an'ı tahrif ettiniz, bu kıraatler ve mevcut bu harekeli Kur'an metni tahriftir" gibisinden söylemlerde bulunuyorlar. Bu şekil söylemlerde bulunan arkadaşlara diyeceğim şudur.
Buradaki tartışmalar nihayetinde kıraate çıkıyor. Bu arkadaşlar ilk yazma Kur'an ellerinde olsa bile iddia ettikleri noktasız harekesiz çizgileri kendileri derin Arapça vukufiyetleriyle noktalayıp harekeleyemiyorlarsa yani kendileri okuyup anlayamıyorlarsa bütün söyledikleri boş laftır. Kendileri anlayabiliyor olsalar zaten Ramazan Demir diye bir isim üzerinden konuşmaları diye bir şey olmazdı. Mertçe doğru kıraat budur biz metni kendimiz okuyoruz derlerdi. Ortada bu işin tam merkezinde olan kişilerin durumuna baktığımızda çok anlamsız bir edebiyat görüyorum. Zira kendileri bu işin hakikat olduğunu anlatırken metni okuyup anlama noktasında hiçbir bilgileri birikimleri olmadığını bizzat kendileri söylüyorlar. Önümüze kendileri doğru okuma budur diye ilmi bir gerekçelendirmeyle kendi iddiaları olacak bir kıraat metni koyamıyorlar. Ben Arapçadan anlamam, Arapça'nın teknik meselelerini bilmem diyebiliyorlar. Buna Rağmen nasıl oluyorsa Asım kıraatinin yanlış olduğunu Ramazan Demir'in okuma önerilerinin doğru olduğunu anlayabiliyorlar(!) Gel Ramazan Demir'le konuş tartış ki biz de dinleyelim anlayalım meydan okuması yapıyorlar. Bu durumdaki bir kimsenin kıraatler tahrifmiş edebiyatı yapması boş laftır. Böylelerinin durumu önceki kıraatlere yel değirmenine saldırıır gibi saldırıp Ramazan Demir Kıraati reklamı yapma garabetine düşmektir. Ramazan Demir'in ise ortada bir kıraati yoktur. Esasen kendileri noktalama ve harekelemeye karşı olduğundan bir kıraat icat edebilmesi de çelişkidir. Yaptığı tek şey saatlerce eleştirmek ama asıl meseleye hiç gelememektir. Güya doğru kıraat diye dillendirdiği bir ayette kendi çeviri hatası olarak ayetteki mazi fiili dua/beddua olarak okuduğundan ya da meallerden öyle okuduğundan Allah dua etmez söylemi üzerinden "KatelehumullaHU" yanlıştır doğrusu "KatelehumullaHE" olmalıdır diyebilecek kadar hataya düşebilmektedir. Dil açısından bu kadar hatalı bir harekelemeyi öneren bir ismin kıraat hatası söylemi anlamsızdır. Yine aynı isim "men yudlilillaHU" ayetini "men yudlilillaHE" diye okumayı doğru diye sunmaktadır. Gerekçesi mevcut okuyuşta anlamın Allah kimi saptırırsa olacağı ve Allah saptırmaz iddiasıdır. Ama bu iddiaya binaen önerdiği okumada anlamı kim Allah'ı saptırırsa diye vermesi gerekirken bu anlamın daha büyük bir felaket olduğunu görünce bu sefer edelle yudıllu fiiline saptırma anlamında yaptığı çeviri yerine başka şekilde bir anlam çözümü aramasıdır. Oysa tutarlılık kelimenin anlamı başka ise harekeyi değiştirmeden de ibareyi o anlam üzerinden okumasını gerektirirdi. Hem bu anlam ile bu hareke doğru olmaz deyip hareketi değiştirmek hem de harekeyi değiştirmekle yetinmeyip bir de kelimeye başka yeni bir anlam yüklemek çelişki üzerine çelişki ve okumada ilmi bir sınıra sahip olmamaktır. Sayın Ramazan Demir'in önerdiği bu iki okuma örneğine bakınca önünde orijinal Kur'an metni olsa ne olmasa ne büyük hatalar ve tutarsızlıklar göz önündedir. Ramazan Demir'in ismi arkasına sığınıp konuşanların tek argümanı ise çık Ramazan Demir'in karşısına meydan okumalarıdır. Sanırsın bu arkadaşlar kendileri eleştirdikleri kamu önündeki her ismin karşısına çıkıp ekran ekran tartışıyorlar ekranda tartışmadan kimseyi eleştiriyor değiller. Ramazan Demir'in karşısına çıkıldığında yaşanan garabet durumlara bakılınca da bağlanan bir müftünün yemediği hakaret kalmaması örneği ve ekranda karşısına çıkan bir kişinin bu ayet diye sorduğuna ben henüz o ayete gelmedim diyebilmesi ve siz bu şekilde bize bir katkı veremeyeceksiniz o yüzden bu buluşma anlamsız oldu diyebilmesi çok enteresandır. Benim Ramazan Demir abimiz üzerinden nokta hareke iddiasıyla kıraat eleştirisi yapanlara önerim bir ismin arkasına sığınmadan kendi okumalarını yapmalarıdır. Kendi okumalarını bizzat kendileri yapamayanların bu halleri çelişki ve felaket bir savrulmadan başka bir şey değildir. Böylelerinin Resulullah'a gelen harekesiz Kur'an'ı niye harekelediniz gibisinden söylemlerde bulunmaları büyük bir garabet ve boş laftır...